Emirül Müminin İmam Ömer (R.A)’IN Derneği


Yegane Önderimiz Rasulullah (s.a.v) Emiri’l-Mü’minin İmam Ömer İbnü’l- Hattab (r.a)’ın Firasetinin, Basiretini övmüş ve olaylar hakkındaki görüşlerini tasdik ederek kabul buyurmuştur.
Kendisinden sonra uygulamasını emir buyurduğu iki kişiden birisidir. İma,m Ömer (r.a) dirayetiyle tavrı, ümmet içinde yaygınlık kazandırılmaya çalışılan bir çok fitneyi önlemiş bid’atların kökünü kazımıştır. Yegane önderimiz Rasulullah (s.a.v)’in Sünnetine uyan ümmetin her ferdi, Rasulullah’ın emriyle, O’nun “Hülafa-ı Raşidin” olan halifelerinin Sünnetine de uymalıdır.
Ebu Hureyra (r.a)’ın rivayetleriyle Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurur :
“Şu muhakakki, sizden evvel geçen ümmetler içinde (Allah tarafından) Kendilerine haber ilham olunan Kimseler (Muheddesun) vardı. Şu da muhakkakki, eğer benim ümmetim içinde olanlardan bir kimse bulunursa şüphesiz O, Ömer İbnü’l- Hattab’dır.” (1)
İbn Ömer (r.a)’nın rivayetiyle Resulullah (s.a.v) şöyle buyurur :
“Allah, ömer’in dilinde ve kalbinde hakkı dile getirdi!”
Nafi (r.a) ‘ın nakliyle İbn Ömer (r.a) şöyle dedi:
- Her ne zaman millette bir hadise meydana gelmiş ve onun hakkında görüş beyan etmişler, Ömer’de onun hakkında görüş beyan etmişse, muhakkak Kur’an, o hadisede Ömer’in beyan ettiği görüşe uygun olarak inmiştir.(2)
Huzeyfe (r.a)’dan
Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu :
“Benden sonrakilere iktida ediniz (uyunuz) Ebu Bekr’e Ömer’e !” (3)
İrdad b.Sariye (r.a)’dan.
Resulullah (s.a.v) şöyle buyurur:
“Ben sizi, gecesi, gündüzü gibi apaydın olan (en küçük bir şüpheyi kabul etmeyen, gayet açık) bir din üzerinde bıraktım. Benden sonra ancak helak olanlar, O dinden (başka yönlere) saparlar.
Sizden kim yaşarsa, fazla  ihtilafa şahid olacaktır. Onun için bilip tanıdığınız Sünnetime ve hidayete erdirilmiş olan Hülaf-ı Raşidin’in Sünnetine yapışınız. Bunları, dişlerinizle sıkıca tutunuz! “(4)
Metinde geçen “Hülaf-ı Raşidin”’den maksat, Hz.Ebubekir es-sıddık (r.a), Hz.Ömer İbnü’l- Hattab (r.a) Hz. Osman (r.a) ve Hz.Ali (r.a) dır. Hadis-i Şerifte bu Raşid Halifelerin yoluna uymak emredilmiştir. Çünkü bunların hepsi de Hz.Peygamber (s.a.v)’in yolundadırlar. (5)
Emri’l – Mü’minin İmam Ömer İbnü’l – Hattab (r.a)’ın ümmet içinde yapılan fitnelere ve fitnecilere Karşı çok sert tutumlu davrandığı bilinmektedir. O’nun bu yerinde ve ciddi tavrından dolayı fitneler, ümmet içinde yapılmamış, fitneciler sus-pus olup köşelerine çekilmişlerdir. Olan fitneler ortadan kaldırılmış, fitnecilere gerekli cezalar verilip ıslah olunmalarına gayret edilmiştir.

 

Her zaman ve her mekanda fitne ve fitnecilere dikkat edip, onların ümmet arasındaki zararlarını önlemek için mücadele ederken, Rasulullah (s.a.v)’in buyurduğu gibi O’nun sünneti’ne ve Hülafa-ı Raşidin’in sünnetine sarılmak gerek !
Emri’l – Mü’minin imam Ömer İbnü’l – Hattab (r.a)’ın uygulamalarından iki örnek :
1-) Süleyman b.yesar (r.a) anlatıyor :
Sabiğ isminde bir adam, Medine’ye geldi ve Kur’an’ın Müteşabih (ayetlerini) sormaya başladı. Bunun üzerine Ömer (r.a) ona, yanına gelmesi için haber gönderdi. Onun için’de hurma sapları hazırlamıştı.
(Gelince, Ona) :
- Kimsin ? dedi.
- Ben, Allah’ın kulu Ömer’im! Diyerek onu dövdü.
Sonunda (adam) şöyle dedi.
-Emri’l – Mü’minin, yeter! Önceleri kafamda bulmakta olduğum (kötü düşünceler) yok olup gitti. (6)
Abdullah’ın azatlısı Nafi (r.a), bu olayı daha detaylı anlatıyor:
Sabiğ el-Iraki, Müslüman şehir ve grupların içinde Kur’an’dan bazı şeyler sormaya başlamış ve nihayet Mısır’a gelmişti. Bunun üzerine Amr İbnu’l – Ass Onu Ömer İbnü’l – Hattab’a gönderdi ( Amr’ın beraberinde sebiğ’i göndermiş olduğu ) elçi mektubu kendisine getirdiğinde onu okuyunca (İmam Ömer):
-Nerede bu adam ? dedi.
(Elçi) :
-Kaldığım yerde!  Dedi.
Ömer :
-İyi Bak ! Gitmiş ( kaçmış) olmasın Yoksa onun yüzünden benden, canını yakıcı ceza yersin ! dedi.
Sonra (elçi) onu, ona (İmam Ömer’e ) getirdi.
Ömer şöyle dedi :
-Bid’at arıyorsun ha !
Ömer Yaş Hurma dalları ( getirmeye adam ) salmıştı. (Hurma dalları getirilince) bunlarla, onu öyle övdü ki, sırtını yara-bere içinde bıraktı. Sonra onu serbest bıraktı Nihayet iyileşti Bunun üzerine ona, aynısını yaptı, sonra serbest bıraktı. Sonunda ( yine ) iyileşti. O’da  ( tekrar ) aynısını yapmak için onu çağırdı.
Bunun üzerine Sebiğ :
-Eğer beni öldürmek istiyorsan, beni güzelce öldür. (yok) eğer beni, (Kötü düşüncelerimden kurtarıp ) tedavi etmeyi istiyorsan, vallahi ben, iyileştim ! dedi.
(İmam Ömer’de ) Onun, memleketine gitmesine müsaade etti.
Ebu Musa el-Eş’ari’ye de:
-Müslümanlardan hiç kimse onunla oturup konuşmasın ! diye yazdı.
Bu, adama zor geldi (ve halini düzeltti.)
Sonunda Ebu Musa, Ömer’e :
- O güzelce tevbe etti, diye yazdı.
Ömer’de (Ona), onunla oturup konuşmaları için halka izin vermesini yazdı. (7)
Bu olayın izahında Ebu Bekr El-Enbari. Der ki:
-Selefin ileri gelenleri, Kur’an-ı Kerim’deki müşkül manaların tefsiri hakkında soru soranları cezalandırırlardı. Çünkü soru soran, eğer bu soruyu sormakla bir bid’atı yerleştirmek yahut fitneyi körüklemeyi arzu ediyorsa, tepki görmeye ve büyük bir şekilde tazir edilmeye layık bir kimsedir.

 

-Şayet maksadı bu değil ise, işlediği bu günah dolayısıyla kınanmayı hak etmiş bir kimse demektir. Çünkü o dönemde Kur’an-ı Kerim’in indiriliş maksatlarından ve te’vilin hakikatlerinden tahrif edilmesi yolunda zayıf Müslümanları şüpheye düşürmek ve saptırmak maksadını gütmeleri için inkarcı münafıklara bir yol icat etmiş oluyordu. (8)
Yegane Rabbimiz şöyle buyurur :
“ Sana Kitabı indiren O’dur. O’ndan, Kitabın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkemdir, diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumları yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah’tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise “ Biz ona inandık, tümü Rabbimiz katındadır.” Derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp düşünmez.” (9)
Rabbimiz Allah’ın, fitne çıkarıcılar olarak beyan ettikleri tipler, karşılarında Emirü’l – Mü’minin İmamı Ömer İbnü’l – Hattab (r.a)’ı ve O’nun sopasını bulunca, bütün fitnelerinden vazgeçmişlerdir. Bu fitnecilerin aynı tavırla karşılaştıkları her çağda fitnelerinden vazgeçmesi, onların değişmez karakteridir.
2-) Rabbimiz Allah (Azze ve Celle)’nin :
“ Zarar vermek, inkarı (pekiştirmek) mü’minlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah’a ve Rasulüne karşı savaşanı gözlemek için Mescid edinenler ve : ’Biz iyilikten başka bir şey istemedik,  diye yemin edenler (var ya ) Allah, oların şüphesiz yalancı olduklarına şahitlik etmektedir.
Sen, bunun (böyle bir mescidin) içinde hiçbir zaman durma. Daha ilk gününden takva temeli üzerine kurulan Mescit, senin bunda (namaza ve diğer işlere) durman daha uygundur. Onda, arınmayı içten arzulayan adamlar vardır. Allah arınanları sever” (10) diye buyurduğu “Mescid-i takva” olan “Küba Mescidi” nin yanında mü’min Müslümanları parçalamak, vahdetlerini dağıtmak için ve Allah düşmanlarının bir askeri üssü olarak inşaa edilen “Mescid-i Dırar”da münafıkların teklifi üzere onların niyetlerini bilmeden, onlara imamlık yapmış olan Mücemmi b. Cariye (r.a)’ın bu durumundan dolayı imam Ömer (r.a)’ın tavrı, ibret ve ders vericidir.
Bu konuyu anlatan İmam Kurtubi (r.a) şöyle demiştir.
“ İlim adamları derler ki :
Zalimin imamlığını yapan kimsenin arkasında namaz kılınmaz. Ancak mazeretinin açıkça ortaya çıkması yahut tevbe etme hali müstesnadır.
Çünkü Küba Mescidini inşa edenler olan Amr b. Avfoğulları, Ömer b. El-Hattab’dan halifeliği döneminde Mücemmi b. Cariye’nin kendi mescitlerinde kendilerine namaz kıldırmak üzere izin vermesini istediler.
Hz.Ömer :
-Hayır, böyle bir şeyin en ufak bir faydası da olmaz! O, mescid-i dırar’ın imamı değ- ilmiydi?  Dedi.
Mücemmi şöyle dedi :
-Ey mü’minlerin emiri, hakkımda hüküm vermekte acele etme! Allah’a yemin ederim ben, onların içinde neler gizlediklerini bilmeksizin o mescidde onlara namaz kılmazdım. Ben Kur’an okuyabilen genç bir delikanlı idim. Onlar ise, cahiliyyeleri üzere yaşamış yaşlı-başlı insanlardı. Kur’an-ı Kerim’den hiçbir şey  okuyamıyorlardı. O sebepten ben, namaz kıldırdım ancak yaptığım günah olduğunu da zannetmiyorum. Zaten onların içlerinde ne olduğunu da bilmiyordum.
İmam Ömer (r.a), O’nun mazeretini kabul edip söylediğinin doğruluğuna kanaat getirdi ve Küba Mescidi’nde namaz kıldırmasını emretti. (11)
Toplumun huzur ve barışını bazen, insanın üzerine vazife olmayan baş fikirlerle onları oyalayan fitne ve fitnecilere karşı İmam Ömer (r.a)’ın tavrı böyle idi ! O, toplumdaki insanların kafalarını karıştırıcı hiçbir faydası olmayan fikir üreticilerine karşı böyle sert tavırlıydı.

 

 

 

Olayı nakleden İmam Kurtubi (r.a)’ın şu beyanı, bütün çağlarda geçerli olan bir hükümdür:
“ İlim adamları derler ki:
- Zalimin imamlığını yapan kimsenin arkasında namaz kılınmaz. Ancak, mazeretinin açıkça ortaya çıkması yahut tevbe etme hali müstesna ! “
Toplumda kargaşa ortaya çıkarıp insanları birbirine düşüren fitnecilere karşı, toplumun  huzur ve barışını isteyen her muvahhid mü’min, her yetkili şahsiyet, İmam Ömer (r.a) gibi davranmıştır.
Mi’sar (r.a) anlatıyor:
Ma’n b. Abdurrahman, bana bir kitap çıkardı ve benim için Allah’a yemin etti ki, babasının (el) yazısıyla yazılmıştır. Bir de gördük ki, içinde şöyle yazılı: Abdullah şöyle dedi:
- Kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan (Allah’a) yemin olsun ki, aşırılığa kaçanlara karşı Rasulullah (s.a.v) kadar çetin (sert) hiç kimse görmedim. ( O’ndan sonra ) onlara karşı Ebu Bekr kadar çetin hiç kimse görmedim. Ben, Ömer’in ise, hiç şüphe yok ki, onlara karşı veya onları daha çok korkutucu olduğunu görüyorum. (12)
Toplumun huzur ve barışını bozucu fikir ve hareketlerde bulunan, fısk ve fücurun yayılmasına çalışan, fitne çıkararak beyinleri kirletip, kalpleri hastalıklı hale getiren, böylece Allah’ın kullarını Allah’ın dosdoğru yolundan saptıranlara karşı böyle sert tavır alan İmam Ömer (r.a), Amr İbnü’l Eşca’nın nakletmesiyle şöyle demiştir.
-Durum şu ki, bazı insanlar çıkacak, size karşı Kur’an-ı (değişik şekillerde anlaşılabilecek olan) ” benzer ayetleri ” (Şubuhatı) ile mücadele edecekler. O halde onların yakasına sünnetlerle sarılın. Çünkü sünnetleri bilenler Allah’ın kitabını daha iyi bilirler. (13)
“Ümmet-i Merhume” olan İslam milleti’nin bütün imamları, İslam’ın ve mü’min Müslümanların  korunması konusunda Emirü’l – Mü’minin İmam Ömer İbnu’l – Hattab (r.a) gibi davranmış ve asla taviz vermemişlerdir. Emirü’l – Mü’minin İmam Ali b. Ebi Talib (r.a) onlardan birisidir.
İmam Ali b. Ebi Talib (r.a) ile ilgili olayı nakleden Haccetu’l – İslam İmam Gazali (r.a) şunları beyan ediyor.
“ Bir zat, Hz. Ömer’e halife iken :
-Kur’an, mahluk mudur, değimlidir ? diye sordu.
Adamın bu sorusu Hz.Ömer’in tuhafına gitti. Elinden tuttu Hz. Ali’ye getirdi ve:
-Ya Ebu’l – Hasan, dinle bak! Şu adam ne diyor dedi.
Hz.Ali:
-Ne diyor, ya  Emirü’l – Mü’minin ? dedi.
Adam :
-Kendisin, Kur’an yaratılmış mıdır, değil midir ? diye sordum dedi.
Hz.Ali, bu sorudan müteessir oldu, canı sıkıldı,  başını eğdi düşünceye vardı. Sonra başını kaldırdı ve :
-Son zamanda bunun sözü için çok laf edilecektir. O vakit, umumi vali ve bu işe memur olsaydım, bu sözleri edenlerin ve yayınlayanların muhakkak boynunu vurdururdum, dedi.
Bu  sözü, Hanbeli Mezhebi’nin sahibi İmam Ahmet b. Hanbel,  sahabeden Ebu Hureyra’dan nakletmiştir ki, Hz.Ali’nin, Hz.Ömer’in yanında Ebu Hureyra da var iken söylediği budur.
O adamın, sorduğu bu meseleye, ne Ömer ne Ali ve ne de bu haberi işiten Sahabeden birisi, hiçbir cevap vermemişlerdir.

 

Belki Hz. Ali bu suali, dini bir mesele saymamıştır. Çünkü kendisine bu suali, dini bir mesele saymamıştır. Çünkü kendisine bu sual, Allah Kelamı’nın kavramak maksadını taşımaktadır. Bunları, herkesin bilmesi mümkün değildir. Hatta zararlı ve tehlikelidir. Hiçbir mü’min bunu, bilmekle mükellef değildir.
Kur’an, iman ve amel hususunda, Hz.Peygamber’in doğru ve hak olduğunu gösteren mucizeleri, yapılması ve yapılmaması gereken emir ve yasaklara ait hükümleri bildirir. İşte her mümin’in bilmek ve yapmakla mükellef olduğu şeyler bunlardır. Bu sebeptendir ki, soranı bu ağır bilginin şiddet ve külfetinden korumak istemiştir.
Hz.Ali’nin ince düşünüş  ve derin görünüşüne bir bak ki, bu meselenin ileride fitne kapısı olacağını ne güzel bilmiş ve anlatmıştır. Hiç şüphesiz ki, son zamanlarda, Ku’ran’ın yaratılmış olup olmadığı meselesinde ümmet arasında doğacak olup olmadığı meselesinde ümmet arasında doğacak anlaşmazlıkların neticesinde bir takım fitneler çıkacağını Hz.Peygamber’in kendisinden sonra gelecek tefrika ve fitne mevsimlerine dair yapmış olduğu işaret ve vermiş olduğu haberlerden anlamıştır.
“ Ben o zaman vali olsaydım, muhakkak boynunu vurdururdum” demesine dikkat buyur !
Vahye, Kur’an’ın indirilişine şahit, dinin bütün esrarı ve hakikatlerini vakıf bulunan büyük zatların fikir ve kanatları böyledir !” (14)
Muvahhid mü’minlerin  ertelenmez vazifelerinden birisi de, gerek kendisini, gerek en yakınlarını, gerekse diğer mü’min Müslüman kardeşlerini, şeytani ve tağuti bütün fitnelerden korumaktır. Elleriyle, dilleriyle ve kalpleriyle bütün imkanlarını kullanarak huzuru ve barışı bozmaya dönük hareketlerin karşısına dikilmeli, beyinleri kirleten kalpleri saptıran gayr-i islami fikirlerle mücadele etmelidirler. Bu konuda, yegane önderleri Rasulullah (s.a.v) ve imamları olan Hülafa-ı Raşidin gibi hareket etmelidirler.
Yegane önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.v)’in
“Sizden kim yaşarsa, fazla ihtilafa şahit olacaksınız. Onun için bilip tanıdığınız sünnetime ve hidayete erdirilmiş olan Hülafa-ı Raşidin’in sünnetine yapışınız, Bunları, dişlerinizle sıkıca tutunuz !” buyurduğu hemen yerine getirmeli, bu konu asla ihmal edilmemeli ve bundan hiçbir taviz verilmemelidir !.
Muvahhid mü’minler her zaman ve her mekanda şu duayı yapmalı ve duanın gereğini de yerine getirmelidirler.
“Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz bağışı en çok olan sensin sen” (15)

 

Dipnotlar:
1- Sahih-i  Buhari, Kitabu’l – Enbiya, B.56, Hds.136
Sahih-i  Müslim, Kitabu Fedailu’s – Sahabe, B.2, Hds.23.
Sünnen’i  Tirmizi, Kitabu’l Menakıb, B.54 Hds.3938
2- Sünnen’i  Tirmizi, Kitabu’l Menakıb, B.46 Hds.3927
Sünnen’i Ebu Davud, Kitabu’l Harac, B.17-18, Hds.2962
Sünnen’i İbn Mace, Mukaddime, B.11, Hds.108.
3-Sünnen’i Tirmizi, Kitabu’l – Menakıb, B.33 Hds.3904-3906
4-Sünnen’i  İbn Mace Mukaddime, B.6, Hds.43.
Sünnen’i Ebu Davud, Kitabu’s – Sünne, B.5, Hds.4607
Sünnen’i Tirmizi, Kitabu’l – İlm, B.16, Hds. 2815
Sünnen’i Darimi, Mukaddime, B.16 Hds.96
5-Sünnen’i Ebu Davud Tercüme ve Şerhi, Şev. Necati YENİEL – Hüseyin KAYAPINAR, İST. 2000, C.15 Sh.363
6-Sünnen’i  Darimi, Mukaddime, B.19 Hbr.146
7- Sünnen’i Darimi,  Mukaddime, B.19 Hbr.150

 

 İmam Celaleddin es- Suyuti, El-İtkan Fi Ulümi’l – Kur’an – Kur’an ilimleri Ansiklopedisi, çev. Doç. Dr. Sakıp YILDIZ – Dr. Hüseyin Avni ÇELİK, İST.1987, C.2 Sh.11.

 

8-İmam Kurtubi, el – Camiu Li – Ahkam’il – Kur’an, Çev. M.Beşir ERYARSOY, İST. 1997, C. 4 Sh.105
9.Al-i İmran, 3/7
10.Tevbe,9/107-108
11. İmam Kurtubi, A.g.e C.8, Sh.396
12. Sünnen’i Darimi Mukaddime, B.19 Hbr.140
13. Sünnen’i Darimi Mukaddime, B.17 Hbr.121
14. İmam Gazali, Halkın Kelamı Tartışmalardan korunması – İlcamül – Avam an İlmi’l Kelam, çev. D.Sabit ÜNAL, İzmir, 1987, Sh.83-84.
15. Al-i İmran, 3/8