Fırat Nehri Ve Savaş

Nil Nehri’nden Fırat Nehri’ne kadar olan bölgenin kendisi için Allah tarafından va’dedilen vatan olduğu iddiasıyla ortaya çıkan İsrail Devleti, yıllardır işgal edilen İslâm topraklarında fitnenin çıban başı olmuştur..Fırat’a ulaşabilmek için büyük şeytan Amerika’yı kullanmakta ve gizli açık bir çok şeytani planlar gündeme getirmektedir

 

Bişr el-Ganevi (r.a)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kostantiniyye(İstanbul) muhakkak fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandandır, onu fetheden asker de ne güzel askerdir.(1)

 

Yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz son Nebi ve son rasul Muhammed (s.a.v) böyle buyurdular..Yegâne Rabbimiz, ilâhımız ve Melikimiz Allah (Azze ve celle)’nin kendisine bildirin esiyle geleceğe dair olan bilgisiyle, ümmetine gelecekte olacak olayları bildirmişti..Bunlar, Allah’ın kendisine çjaybtan bildirdikleriydi…

 

Rabbimiz Allah şöyle buyurur: “Allah, sizi gayb üzerine muttali kılacak değildir. Amma Allah, Rasullerinden dilediğini seçer. Öyleyse siz de, Allah’a ve rasulüne iman edin. Eğer iman eder ve sakınırsanız, sizin için büyük bir ecir vardır.(2) “O (Allah), gaybı, bilendir. Kendi gaybını(görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz.(ona muttali kılmaz). Ancak Rasulleri içinde razı olduğu(seçtikleri kimseler) başka. Çünkü O, Bunun önüne ve arkasına Izleyici(gözetleyici) ler dizer.(3) “Bunlar, gayb haberlerindendir, bunları sana vahyediyoruz.(4) Muvahhid mü’minlerin hayt örneği (5)ve kendisine tabi olmakla kurtulacakları yegane şahsiyet(6) Rasulullah(s.a.v), Rabbimiz Allah’ın kendisine bildirmesi ve göstermesiyle, bilip, görüp ümmetine, dolayısıyla bütün insanlık âlemine beyan ettiği geleceğe dair haberler, sırası geldikçe gerçekleşmiştir.Çünkü Rasulullah (s.a.v), hevasından konuşmaz. Ancak kendisine vahyolunanı emreder.. Rabbimiz Allah şöyle buyurur: “O, hevadan(kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz. O,(söyledikleri), Yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.”(7) Önderimiz Rasulullah(s.a.v), “Konstantıniyye” yani İstanbul’un fethedileceğini müjdelemiş ve mü’min (Müslümanların, İstanbul’u fethetmeleri için kendilerini teşvik etmişlerdi…

 

İslâm Milleti’nin her muvahhid mü’min ferdi, Rasulullah(s.a.v)’in her sözünde ve her haberinde en doğrusunu beyan buyurduğuna hiçbir şüphe duymadan iman edip tasdik etmiştir..Bundan dolayı İstanbul fethinin kendisine nasip olması dileğiyle, defalarca İstanbul üzerine düzenlenen seferlerde yer almışlardır.. Nihayet 29 mayıs 1453(Hicri:857) tarihinde İstanbul’un fethi, Rabbimiz Allah’ın izni ve yardımıyla gerçekleşmiştir..

 

İstanbul’un fethini müjdeleyen yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.v), Fırat Nehri’nin altında bulunan bir altın dağın bulunduğunu ve bu hazineyi elde etmek için insanların savaşacaklarını da beyan buyurmuştur. Bu konuda ümmetini uyaran Rasulullah(s.a.v), mü’min Müslümanların, Fırat Nehri’nin altından ortaya çıkacak bu hazineden hiçbir şey almamalarını emretmiş ve bu savaşa hiçbir mü’min Müslümanların karışmamalarını beyan buyurmuşlardır..Mü’min Müslümanlar, her hayati konuda Önderleri ve hayat örnekleri rasulullah(s.a.v)’e itaat ettikleri gibi, bu konuda da itaat etmelidirler. Çünkü Rasulullah(s.a.v)’e itaat, Allah’a itaattir…

 

Rabbimiz Allah şöyle buyurur: “Allah’a ve Rasulüne itaat edin.”(8) “Kim Rasu’e itaat ederse, gerçekte Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, biz seni, onların üzerine koruyucu göndermedik.”(9)

 

Önderimiz Rasulullah(s.a.v)’in Fırat Nehri’nin önemine işaret buyurduğu hadisleri beyan ettikten sonra, Fırat Nehrinin altından ortay çıkacak altın dağdan ve onun için olacak savaştan bahseden hadislerinin üzerinde duracağız.. Bu konuda, hadis sarihleri olan İslâm Ulemâsının açıklamalarını nakledecek ve hadisenin daha iyi anlaşılmasına çalışacağız..

 

Ebu Hüreyre(r,a)’ın rivayetiyle Rasulullah(s.a.v) şöyle buyuruyor: “Seyhan, Fırat ve Nil’den her biri Cennet nehirlerindendir.”(10)

 

Bu hadisin şerhinde şunlar beyan edilmiştir: “Seyhan ile Ceyhan orta Anadolu’dan çıkarak Akdeniz’e dökülen iki nehirdir. Bazıları bunları Seyhun ve Ceyhun nehirleriyle karıştırarak bir saymışlar dır. Ceyhun nehri, Horasan’dadır. seyhun, orta Asya’nın büyük nehirlerinden biridir. Fırat da Doğu Anadolu’dan kaynayan bir nehirdir. Basra körfezine dökülür. Nü, Mısır’dadır. Bu nehirlerin cennetten çıkması iki suretle te’vil edilmiştir. Birinci te’vile göre iman, nehirlerin bulunduğu yerleri yahud bunların sularıyla beslenen cisimleri kaplamış olduğundan, bu sularla beslenen insanlar, cennete girecektir manasınadır. İkinci mânâya göre te’vile hacet yoktur. Bu sular, doğrudan doğruya Cennetten çıkarlar. Ehli Sünnet’e göre cennet hâlen mevcuddur.”(11) Enes b.Malik (r.a),Malik ibn Sa’saa(r.a)’dan Mi’rac hadisini rivayet edişinde Rasulullah(s.a.v) şöyle buyuruyor: “Bana, Sidretul Muntehâ da gösterildi. Bir de gördüm ki, Sidre ağacının yemişleri sanki Yemen’in Hecer şehri destileri gibi, yaprakları ise fillerin kulakları gibidir. Sidre’nin dibinde dört nehir vardır. İki batın nehir, iki zahir nehirdir.? Ben, Cibrile bunları sordum: Cibril: Batın olan iki nehir cennettedir. Zahir olan iki nehir ise, Nil ve Fırat nehirleridir, dedi.”(12) Hadisin şerhinde şöyle denilmiştir: “Muhammed b. el-Musenna rivayetinde bahsedilen dört nehir, Buharî ve diğer sahih kitablarda beyan edildiği vecihle Sidretü’l Müntehâ’nm kökünden çıkmaktadır. Bu dört nehrin Batınî olanları, Mukatil’in beyanına göre Kevser ile Selsebil’dir. Zahiri olanları ise, Nil ile Fırat’tır. Ulemâdan bazılarına göre bu isimler, cennet ırmaklarını büyüklük ve lezzet yönünden Nil ile Fırat’a benzeterek istiare edilmiş de olabilir. İsimlerin tevafukundan yani, cennette Nil ve Fırat isminde iki nehir bulunmasından da ileri gelebilir. Mamafih yeryüzündeki Nil ile Fırat’ın mahiyetini bilmediğimiz Sidretü’l Müntehâ’nın dibinden kaynamaları da mümkündür. Allahu Âlem.”(13) Fırat ve Nil nehirleri, yegâne önderimiz Rasulullah(s.a.v)’in hadisi Şeriflerinde birer cennet nehri olarak beyan burulduğuna göre, İslâm Milleti’nin bu iki nehir konusunda hassas davranması gerekir Bu iki nehre sahib olmak, hür ve bağamsız İslâm Milleti’nin hür ve bağamsız bir vatana sahib olmasıyla gerçekleşir…Bu iki cennet nehir İslam’ın egemen olduğu ve insanların İslam’a tabi olup o’nu hayata hakim kıldığı “Darül İslâm’ın iki nehri olmalıdır…Geçmiş tarihte böyle olduğu gibi, gelecek tarihte de böyle olmalıdır!..

 

Önderimiz Rasulullah(s.a.v), Fırat Nehri için meydana gelecek bir fitneden bahsedip, ümmetin bul fitne konusunda dikkatli davranmasını, fitneye bulaşmamasını ve Fırat Nehrinin altından ortaya çıkacak bir altın dağ hazinesinden bir şey kapmak üzere savaşanlardan uzak durmasını emretmektedir!.. Çok önemli olan Fırat Nehri, aynı zamanda insanlar için bir fitne ve bir imtihan aracıdır da!..

 

Ebu Hüreyre (r.a)’ın rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah(s.a.v): “Fırat, altın bir dağ açıklayacak.”(14) Ebu Hüreyre(r.a)’dan. Rasulullah (s.a.v) Şöyle buyurdu: “Fırat(nehrinin suyu çekilecek) kıymetli altın hazinesini açıklaması zamanı yaklaşıyor. Her kim o zaman orada hazır bulunursa, ondan bir şey almasın!”(15)

 

Ebu Hüreyre (r.a)’dan. Rasulullah (s.a.v) Şöyle buyurdu: “Fırat Nehri, altın bir dağ üzerinde açılmadıkça kıyamet kopmayacaktır. İnsanlar, onun İçin savaşacaklar ve her yüz kişiden doksandokuzu öldürülecek, onlardan her bir adam:Keşke kurtulan ben olsaydım, diyecektir.

 

Sarih şunları beyan etmiştir: “Bu rivayetlerden birisinde Fırat Nehri’nin tabanından altından bir define, birisinde ise altından bir dağ çıkacağı bildirilmektedir.

 

Avnü’l-Ma’bud Müellifinin nakline göre, altına “define” denmesine sebeb, nehir açılmadan önceki haline itibarla, “dağ” denmesi de çokluğuna itibarladır.

 

Alu’yyul kari de, rivayetlerde belirtilen olayın tek, rivayetlerin muhtelif olduğunu, maksadın, altından bir dağ gibi büyük bir hazinenin ortaya çıkacak oluşu olduğunu söyledikten sonra, rivayetlerin ayn ayn olaylara işaret edebileceğini, altından hazinenin çıkışının aynı, altın madeninden olan dağın çıkışının da aynı bir olay olmasının da muhtemel olduğunu söyler.

 

Avnü’l-Ma’bud Müellifi, birinci görüşün sahih olduğuna işaret etmiştir.

 

Hadislerinden anlaşıldığına göre kıyamet yaklaşınca, Fırat Nehri’nin suyu çekilecek ve dibinden altın bir hazine çıkacaktır. Bu hazine, dağlar gibi çok olacaktır.İnsanlar, bu hazineyi almak için oraya üşüşecekler ve birbirilerine gireceklerdir. Öyle ki, savaşan her yüz kişiden doksan dokuzu ölecektir. Rasulullah(s.a.v), Ümmeti’nden o gün orada hazır olanların anılan altına yaklaşmamalarını tavsiye etmişlerdir. Böylece çıkacak olan fitneden emin olacaklarını izah etmişlerdir.

 

Muasır Müelliflerden, Fırat’ın altından hazine çıkmasından maksadın, Fırat sularının değerlendirilmesi, onun, ekonomiye en yararlı biçimde kullanılması şeklinde izah edenler vardır. Tabi bu, bir te’vildir. Doğruluk yönü tartışmaya açıktır.”(17) Abdullah b.Haris b.Nevfel anlatıyor: Ubey b.Ka’b ile birlikte duruyordum.

 

Ubey:Dünyalık arama huşunda, insanların boğazlan muhtelif olmakta devam ediyor, dedi.

 

Ben :Evet dedim

 

Ubey dedi ki :Ben, Rasulullah(s.a.v)’i şöyle buyururken işittim: “Fırat Nehri’nin altın bir dağ üzerinde açılması yakındır. İnsanlar bunu işitince, ona yürüyecekler. Onun yanında bulunan: İnsanların bundan bir şey almasına müsaade edersek, bunun hepsi götürülür, diyecektir. Müteakiben onun için savaşacaklar ve her yüz kişiden doksan dokuzu öldürülecektir.”(18) Şerhde şöyle denilmiştir: “Altın dağdan murad, definedir. Fırat Nehri’nin açılması, suyunun çekilmesiyle olacaktır.

 

Ulemâ, bu hadisteki boğaz kelimesinden büyüklerin ve reislerin kasdedildiğini söylemişlerdir. Bazılarına göre bundan murad, cemaatlardır.

 

Kadı ıyad, Bu kelimelerin cüz’ü zikir, küllü murad kabilinden mecazı mürsel olabileceğini söylemiştir.

 

Anlaşılıyor ki, Fırat Nehri’nde define çıktığım işitenler, onu almak için koşacaklar ve her biriyle harbedeceklerdir. Bu harbde çarpışanların yüzde doksan dokuzu öldürülecek ve her ölen: Keşke ben kurtulsam da defineyi ben alsam, diyecektir, Definenin başında bulunanların ondan bir şey almamaları tenbih edildiğine göre, onun alınması mümkün bir yerde bulunacağı yahud maden halinde değilde, para veya külçe şeklinde olacağı anlaşılıyor. Alınmasının nehiy buyrulması, define bir çok belâlara sebeb olacağı içindir. Nehyin asıl sebebi, fitne ve çarpışmadır.”(19)

 

Ebu Hüreyre(r.a)’dan. Rasulullah (s.a.v) Şöyle buyurdu: “Fırat Nehri, altından bir dağı ortaya çıkarmadıkça kıyamet kopmayacaktır. İnsanlar, o altın üzerine(çatışıp) öldürülecek ve on insandan dokuzu öldürülecektir.’20′

 

Hadisin şerhinde şunlar kaydedilmiştir: “Fırat Nehri’nin kuruması veya suyunun çekilmesi, hadiste geçen “Yasini” fiilinin ifade ettiği mânâdan çıkar. İmam Nevevî böyle mânâlandırmıştır. Ancak şöyle bir şeyde olabilir :Fırat Nehri’nin kuruması veya suyunun çekilmesi, başlı başına bir kıyamet alâmetidir. Çünkü Erzurum dağlanndan çıkıp beş-altı bin kilometre kadar uzun olan bu muazzam nehir, Asya kıt’a sının bir çok yerine hayat verdikten sonra Basra körfezine dökülmektedir. Bu nehrin kuruması, mecrasına yakın milyonlarca halkın, hatta diğer canlıların ölümü ve kıyametin kopması demektir.

 

Bu olay, Asıl kıyametin kopması zamanının yaklaştığına alâmet sayılmıştır.”(21)

 

Fırat Nehri’nin kıymeti, önemi ve insanlar atasında korkunç savaşların olmasına sebeb olacak hazineleri hakkındaki sahih hadisler ve şerhlerini naklettik…

 

Yegâne önderimiz Rasulullah(s.a.v)’in işaret buyurduğu Fırat Nehri’nin altındaki hazine dağı için yapılacak savaşa, mü’min Müslümanların asla katılmaması gerekiyor…

 

Nil Nehri’nden Fırat Nehri’ne kadar olan bölgenin kendisi için Allah tarafından va’edilen vatan olduğu iddiasıyla ortaya çıkan İsrail Devleti, yıllardır işgal edilen İslâm topraklarında fitnenin çıban başı olmuştur..Fırat’a ulaşabilmek için büyük şeytan Amerika’yı kullanmakta ve gizli-açık bir çok şeytani planlar gündeme getirmektedir…Şimdiye kadar binlerce insanın kanını döken, Katliâmlar yapan İsrail, Fırat’a ulaşabilmek için binlerce insanın ölümüne sebeb olacak savaşlar çıkarmaktan asla geri kalmamaktadır…Nice mazlumları katledecek, nice ocakları söndürecektir..

 

Mü’min Müslümanlar, vahşetin önderi İsrail’in büyük şeytan Amerika’ya ve ona uşaklık yapanlara yaptıracağı bu savaşlara karşı çok hassas olmalı, onların oyunlarına gelmemeli ve kendilerine yardımcı olmamalıdır!.. Elindeki bütün imkânlarla bu vahşetin karşısında durmalı ve bu zulmü engellemelidir!…