Yeryüzü hilâfeti

Âlemlerin yegâne Rabbi Allah, Kulu ve Resulü Âdem (a.s)’ı yer yüzünde bir halife olarak yaratmıştır. İlk İnsan, İlk peygamber ve ilk medeniyet kurucusu Âdem (a.s) yeryüzünde hilafeti kurup devam ettirmek için yaratılmış, O da bu yaratılış gayesine uygun hareket ettirmiştir.
Rabbimiz Allah (Azze ve Celle ) şöyle buyuruyor; “Hani Rabbin Meleklere: “Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Melekler: “Biz bozgunculuk yapacak kanlar dökecek bir kimse mi yaratacaksın ?” demişlerdi. “Sizin bilmediğinizi her hâlde Ben bilirim” demişti.
Âdem’e bütün isimleri öğretti. Sonra onları meleklere gösterip :” Eğer doğru söyleyen kimseler iseniz, bunların isimlerini Bana haber verin, dedi.
Hani Biz meleklere: ” Âdem’e secde edin ” demiştik de-iblis dışında derhâl secde ettiler. O, dayattı, Kibirlendi ve Kâfirlerden oldu.” (1)
İmam Kurtubî (r.a) “el-Camiy li AhkâmÎ’’l -Kur ‘an” adlı meşhur tefsirinde şöyle diyor ” Burada sözü geçen ‘Halife’ Kelimesi ile kastedilen, – İbn Mes’ud (r.a), İbn Abbas (r.a) ve bütün tefsir ve te’vil âlimlerinin görüşüne göre – Âdem (a.s)’dır. O hüküm ve emirlerini yerine getirmek hususunda Allah’ın Halifesidir.” (2)
Melekler, Âdem (a.s)’ın yeryüzündeki hilafetini kabul edip Allah’ın emriyle Âdem (a.s)’a secde ettiler. Şeytanların atası olan iblis , Allah’ın emrini dinlememiş, Âdem (a.s)’ın hilefetini kabul etme miş, kibirlenmiş ve kafirlerden olmuştur. Şeytanların atası, iblis, yeryüzünde Adem (a.s)’dan sonra Allah’ın hüküm ve emirlerini yerine getiren muvahhid mü’minlerden olan halifeyi kabul etmeyenlerin öncüsüdür!…
Rabbimiz Allah, kendisine itaat eden, emrolundukları, gibi dosdoğru, olan muvahhid mü’min kulluklarını, Âdem (a.s)’dan sonra yeryüzüne halifeler yapmıştır… İşte Davut (a.s) ve diğer muvahhid mü’minler!…
Şöyle buyuruyor Rabbimiz Allah: “Ey Davud, Biz seni gerçekten yeryüzünde bir halife kıldık. O Hâlde insanlar arasında hak ile hükmet…”(3)
 ”Allah, içinizden iman edip Salih amel işleyenlere va’d  etti ki : ‘ Onlardan öncekileri halife yaptığı gibi, – andolsun ki- onları’da muhakkak yer yüzünde halife kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini onun için iktidar yapacak, önceki korkularını güvene çevirecektir.’ (Böylece) onlar, Bana hiçbir şeyi ortak koşmaksızın ibadet etsinler. Bundan sonra artık, kim kâfir olursa, onlar fasıkların tâ kendileridir.
Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve rasule itaat edin ki, rahmete kavuşturulasınız.” (4) Rabbimiz Allah,  İman edip Salih amel işleyen muvahhid mü’min kulları için seçip beğendiği din, islamdır!…” Bu gün sizin için dinizi kemâle erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak islâm’ı beğenip seçtim.” (5)
Rabbimiz Allah, Muvahhid mü’min kullarını yeryüzünün halifeleri yaptığını şöyle beyan buyuruyor. ” O sizi yeryüzünün halifeleri yapan ve size verdikleriyle sizi sınamak için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılandır Şüphesiz Rabbin, cezası pek çabuk olandır ve muhakkak O, mağfiret ve rahmet edendir.” (6)
İmam Fahruddin er-Râzî (rh.a), bu ayetin tefsirinde şöyle der: ” Bil ki, ‘sizi, yeryüzünün halifeleri yaptı…” buyruğu hakkında şu izahlar yapılmıştır: a) Allah, onları yeryüzünün halifeleri yapmıştır. Zira, Hz. Muhammed (s.a.v), peygamberlerin sonuncusudur. O hâlde O’nun ümmeti, diğer ümmetlerin halefidir. b) Allah onları, birbirine halef yapmıştır. c) Onlar, Allah’ın yeryüzünde oraya sahip olan ve orada tasarrufta bulunan halifelerdir.” (7)
Yegâne Rabbimiz Allah Teâlâ, yeryüzünün hilâfetini kendilerine verdiği, Katıksız iman sahibi ve Salih amel işleyen muvahhid mü’min kullarına, sapa sağlam akîdelerini ve islâmî şahsiyetlerini ilân etmeyi emrediyor: ” De ki : ‘ Hiç Şüphesiz Rabbim beni, dosdoğru bir yola, dimdik ayakta duran bir dine, muvahhid olan İbrahim’in dinine iletti. O, müşriklerden olmadı.’ “  De ki : ‘ Şüphesiz benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm Âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. O’nun hiçbir ortağı yoktur. Ben, bununla emrolundum. Ve ben, Müslümanların ilkiyim.’  “  De ki : ‘ Allah, her şeyin Rabbi iken ben, O’ndan başka rab ararmıyım?….” (8)
Rabbimiz Allah, Katıksız iman ehli olan Salih kullarını yeryüzünün halifeleri yaptığı gibi, yer yüzünün varisleri de yapmıştır: ” Andolsun Biz, Zikirden sonra Zebur’da da şüphesiz Arz’a Salih Kullarım varis olacaktır.’ Diye yazdık.” (9)
Zikredilen ayet-i kerimelerden anlaşıldığı gibi Rabbimiz Allah, Mü’min Müslüman kullarını yeryüzünün hâlifeleri kılmıştır… Allah’ın yeryüzüne hâlifeler kıldığı mü’min Müslümanlar, yeryüzünde bir millet ve bir ümmettirler… Onlar, Îslam Milleti ve Rasulullah Muhammed (s.a.v)’in ümmetidirler… Meşhur Îslâm ulemâsından Abdullatif el-Harputî (rh. a.), hilâfet için, diğer bir ifa deyle imamet için şunları beyan ediyor: ” İmamet, ilâhî hükümleri insana uygulamada Allah’ın hâlifesi olan peygambere niyebeten ve din ve dünya işlerinde yapılan genel bir liderliktir.
Bu ilâhî  hilâfet konusunda peygamberimiz, diğer peygamberlerden farksızdır. Cenab-ı hak, Hz. Adem hakkında şöyle buyuruyor : ” Hani Rabbin, Meleklere: ‘ Muhakkak ben, yeryüzünde bir halife yaratacağım ‘ demiştir. ” (Bakara,2/30) Keza Hz. Davud hakkında şöyle der: ” Ey Davud, Biz seni, gerçekten  yeryüzünde bir halife kıldık.” (Sad, 38/26) ” İyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve İbrahim’in hanif dinine uygun kimseden daha güzel din sahibi kim olabilir ?….”(Nisa,4/125) Netice itibariyle imamet, Allah’ın halifesi olan peygambere niyabet etmektir. Dolayısıyla imametin peygamberin Ashabından birinin aday gösterilmesiyle mün’akid olması gereklidir. Zira Allah Resulü (s.a.v.), Ayet-i Kerimede belirtildiği gibi Allah’ın elidir : ” Sana biat edenler, gerçekte Allah’a biat etmektedirler. Allah’ın eli, hepsinin ellerinin üstündedir.” (Fetih,48/10) (10)
Allâme İbn Abidin (rh.a.),bu konuda şöyle der: “imamet-i kübrâ’yı, makâsıd sahibi: Din ve dünya hususunda peygamber (s.a.v.)’e halife olarak umumî bir riyâsettir, diye tarif etmiştir.
Peygamberliği tariften hâriç bırakmak istemişse de, hakikatta peygamberlik tarifde dahil değildir. Çünkü O, şeraitle gönderilmedir. Nitekim peygamberin tarihinden de anlaşılır. Peygamberin umumî tasarrufa hak kazanması, peygamberlik üzerine terettüp eden bir imamlıktır. Bu tarifte dahildir. Umum kaydıyla hakimlik, emirlik gibi şeyler tariften hariç kalır. Riyâset tahkik edilince, tasarrufa hak kazanmaktan  başka bir şey olmadığı anlaşılınca, şârih de: Umumî tasarrufa hak kazanmaktır, şeklinde ifade etmiştir.    Mucizeler sahibi’nden murad, bittabî peygamberimiz (s.a.v.)dir. Pazartesi günü vefat etmiş, salı günü yahut çarşamba akşamı veya Çarşamba günü defin edilmiştir. (Bu arada Ashab-ı Kiram, her şeyden evvel Müslümanların başına bir halife seçmekle meşgul olmuşlardır.) Bu sünnet, bugüne kadar devam ede gelmiştir. Bir hâlife vefat eti mi, yerine başkası seçilmedikçe defin edilmez.
Halifenin, Müslüman ve hür olması şarttır. Zira kafir, Müslüman üzerine veli olamaz. Çünkü onun kendine veli olmağa hakkı yoktur. Başkasına nasıl velî olabilir?  Sabî ile delide köle gibidirler. Kadından da hâlife olmaz. Çünkü kadınlar, evlerinde oturmakla memurdurlar. Onların hali, tesettüre mebnidir. Peygamber(s.a.v.), buna işaretle: “Hükümdarları kadın olan bir kavim nasıl felah bulur.!,,  buyurmuştur.(11)  Halife, muktedir yani hükümleri yürütebilir, mazlumun hakkını zalimden almağa, sınırları ve memleketi korumağa, asker sevkine v.s. gücü yeter olmalıdır.(12)
Yegâne rabbimiz Allah “din ve dünya hususunda peygamber(s.a.v.)’e hâlife olarak umumî riyâset makamında” bulunan şahsiyette nasıl itaat edileceğini, ayrıca reddedilip itaat olunmayan, hükmüne asla rıza gösterilmeyen makamı şöyle beyan buyuruyor: “Ey iman edenler, Allah’a itaat edin, Resule itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de(itaat edin). Eğer bir şeyde  anlaşmazlığa düşerseniz,artık onu Allah’a ve Resulüne döndürün. Şayet Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir. Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar Tağutun önünde muhakeme olayı istemektediler. Oysa onlar, onu reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan da onları, uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister.” (13)
Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.v.) ümmetine, onlardan olup katıksız iman ve Salih amel sahibi olan emir sahiplerine ” Allah’ın hükmüyle hükmettikçe ” itaat etmeyi emretmektedir… Ebu Hureyre (r.a)’ın riveyetiyle Rasulullah (s.a.v.)şöyle buyurur:  ” İsrailoğulları zamanında onları peygamberler idare ediyordu. Her ne zaman bir peygamber geçerdi.Şüphesiz ki, benden sonra peygamber yoktur. Artık hâlifeler olacaktır. Halifeler, çok da olabilirler.”
Sahabiler: Halifeler, birden fazla olursa, bize ne emredersin? dediler. Rasulullah (s.a.v.): ” Birinciye yaptığınız bey’ate bağlı kalınız, birinciye. Onlara haklarını veriniz (emirlerini dinleyip itaat ediniz ). Şüphe yok ki, Allah da onlara, idere ettikleri milletlerin haklarından soracaktır.” Buyurdu (14)
Abdullah b.Ömer (r.anhuma)’dan. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurur: ” Her kim bir eli itaatten çıkarsa, kıyamet yönünde Allah’a hiçbir hücceti olmadığı hâlde kavuşur ve her kim boynunda bir bey’at olmadığı halde ölürse, cahiliyyet ölümü gibi (bir ölümle) ölür. ” (15) Ümmü’l-Huseyn (r.anha)’dan, Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu : ” Üzerinize, sizi Allah’ın Kitabı ile yönetecek, kollarıbacakları kesilmiş (Habeşistanlı siyah bir köle) vali tayin edilse, onu dinleyin ve itaat edin ! ” (16)
Hadisinin şerhinde şöyle denilmiştir: ” KollarıBacakları kesik köleden murad: Onun beş para etmeyen et kıymetsiz bir köle olduğunu anlatmaktadır. Yani âmirin soyu, sülâlesi alçak da olsa kendisine itaat etmek vacibdir. Şu kadar var ki, itaat olunmak için günah olan bir şeyi emretmemesi şarttır. Dinen yasak olan bir şeyi emrederse, kendisine itaat edilmeyeceği yine hadislerde beyan buyrulmuştur.” (17)
Abdullah İbn Ömer (r.a.)’dan :Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor : ” Devlet amirlerinin sevdiği yahut sevmediği hususlardaki emirlerini dinlemek ve ma’siyetle ( günah işlemek-Allah’a isyan etmekle ) emrolunmadıkça itaat ve icabet etmek, Müslüman kişi üzerine vacib bir haktır. Ma’siyetle ( günah işlemekle-Allah’a isyan etmekle ) emrolunduğu zaman da onları dinlemek ve boyun eğmek (itaat etmek) yoktur.” (18)
Bu hadisin şerhinde şunlar beyan edilmiştir: ” Ulu’l emr denilen yetkili kimselere itaat etmek, sözlerini dinlemek, emirlerine uymak her Müslüman’a  farzdır.  Ancak bu farziyet, sözü geçen yetkililerin emirlerinin Allah’ın ve Rasülünün emirlerine uygun olmasıyla kayıtlıdır. Binaenaleyh, dine uygun emirlere uymak her Müslüman üzerine farzdır. Allah’a isyan ve günah sayılan emirlere uymak ise haramdır.
Kadî lyaz, bu hususta İslâm ulemâsı arasında ittifak bulunduğunu ifade etmektedir. Mevzuumuzu teşkil eden bu hadis, îtaati emreden tüm hadisleri kayıtlamakta ve hadislerdeki yetkililerin emirlerine îtaat edilmesiyle ilgili ifadelerin sadece, Allah’ın ve Rasülünün emrine uygun emirlerle ilgili olduğunu açıklamaktadır. Allah’ın ve Rasülünün emirleri ise kapsayıcıdır, geneldir. Hayat’ın girdi-çıktısı, ferd, Aile, toplum yapısı ve idari oluşum bu kapsayıcılığın içindedir. ” (19) Bu gerçeği böylece ifede ettikten sonra, İslam Millet’inin imam olarak kabul edip içtihatlarıyla amel ettikleri ve görüşleriyle yol aldıkları İslâm ulemâsının yeryüzü hîlâfetî için neler söylemişler, ona bakalım !
Allâme Sa’düddin Taftazânî (r.a) ” Şerhu’l-Akâid” adlı eserinde şunları söyler: ” Bir hâlife (devlet başkanı ) tayin etmenin vacib olduğu konusunda icma ve ittifak vardır. İhtilaf konusu olan husus şundan ibarettir:  Halifeyi ve imamı nasb ve tayin etmek Allah Teala üzerine mi yoksa Halk üzerine mi vacibdir? Eğer imam tayini vacib ise sem’î ve naklî delille mi, yaksa aklî ve mantıkî delille mi vacibdir ? Ehl-i Sünnet Mezhebi’ne göre hâlife tayin etmek halk üzerine ve naklî deliller gereği olarak vacibdir. Zira Hz. Peygamber (s.a.v): ” Bir kimse zamanını bilmeden ölürse, cahiliye devrinde yaşayan (müşrik ve putperest) kişinin ölüşü gibi ölür. ” Buyurmuşlardır. (20)
Ayrıca ümmet peygamber (s.a.v)’in vefatından sonra, en önemli iş olarak imam ve hâlife olarak imam ve halife tayin etme işini görmüşlerdi. Hatta imam ve halife tayin etme işini (Hz. Peygamber’i) defnetme işine takdim etmişlerdi. Daha sonra vefat eden her imamdan sonra da durum böyle olmuştur. Ayrıca şeri vazife ve vecibelerin pek çoğunun yerine getirilmesi halifeye bağlı olduğu için, müellif Ömer Nesefi (r.a) buna işaret ederek dedi ki: ” Müslümanlar için bir imam ( siyasî lidere ) mutlak surette ihtiyaç vardır. Müslüman halkla ilgili dinî hükümlerin infazı, cezaların tatbiki düşmanlara karşı ülke sınırlarının korunması Müslümanlardan ordu teşkil edilmesi sadakaların yani vergilerin toplanması, zorbaların, soyguncuların ve eşkiyanın zabt-u rabt altına alınarak kahredilmesi, Cuma ve bayram namazlarının ifa edilmesi insanlar arsında ortaya çıkan ihtilafların ortadan kaldırılması hukuk üzerine kaim olan şahitliklerin kabulü, velileri bulunmayan küçük yaştaki oğlan ve kızların evlendirilmeleri ve ganimet mallarının taksim edilmesi gibi önemli hususlar imam sayesinde icra edilir.” Bunlara benzeyen ve ümmete mensup fertler tarafından ifa edilemeyen diğer işler için  de durum budur.” (21)
İmam Ebu’l-Mü’in en Nesefi (r.a), ” Bahrul Kelam Fi Akaid-i Ehli’l-islam” adlı eserinin ” “İm amet” bölümünde şöyle diyor: “Üzerimizde İslam devlet başkanı olan imamı görmeden bir günün geçmesi caiz değildir. İmam, devlet başkanı olan hâlifedir. İmamettin hak olduğunu kabul etmeyen kimse, kafir olur, çünkü dinî hükümlerinin bir kısmının caiz olması, imamın varlığına bağlıdır. Cuma namazı, Bayram namazları ve yetimleri evlendirmek gibi… İmamı inkâr eden kimse farzları inkâr etmiş olur. Farzları inkâr eden de kafir olur. ” (22) İmam Mâ verdî (rh.a.)’ ‘’ el-Ahkâmu’s-Sul taniyye” adlı eserinde şöyleder: “İmamet ismi verilen Hilâfet, din ve dünyaya ait işlerin yürütülmesi için nübüvvet halef olarak konulmuş, kabul edilmiş bir müessesedir. Devlet başkanlığı vazifesini yürütene, sağırlar hariç bütün Müslüman topluluğun uymasının gerektiği hususunda îcmâ vâki olmuştur.Bize bizden olan emretme yetkisine hâiz hâlifelere ve diğerlerine itaat etmek uymak farz olmuştur…” (23)
İbn Haldun (r.a), ” Mukaddime ” ismiyle meşhur olan eserin de ” Hilafet ” konusunda şunları kaydeder: ” Hilafet ise, uhrevî maslahatlar ile bunlara raic olan dünyevî maslahatlar hususunda nazar-ı şer’înin gereğine göre tüm insanları sevk ve idare etmektir. Zira Şârî nazarında, dünyadaki tüm ahval ahiretteki maslahatın nazar-ı itibara alınmasına râcidir. İmdi hakikatte hilafet, dininin korunması ve dünyanın dinî siyasetle idare edilmesi için şeriat sahibine (Hz. Muhammed’e) niyabet ve vekâlettir. Bu hususu iyi anlayınız ve bundan sonra önünüze getireceğim hususlarda bunu nazar-ı itibara alınız. Allah, ilim ve hikmet sahibidir. (24)
Şah Veliyullah Dihlevî (r.a) , ” Hüccetullah’il-Bâlığa” adlı eserinde bu konuda şunları söyler: “Müslüman toplum içinde mutlaka bir halifenin bulunması gereklidir. Birçok maslahatın gerçekleşmesi buna bağlıdır. Bu maslahatları iki gurupta toplamak mümkündür: 1)Ülke siyasetine dönük olan maslahatlar. Bunlar, ülkenin askerî yönden savunulması, zalimlerin zulmüne son verilmesi, dâvâların çözüme bağlanması gibi şeylerdir. Bu tür ihtiyaçlardan daha önce söz etmiştik. 2)Millî-dînî siyasete dönük olan maslahatlar İslam Dini’nin diğer dinlere üstün kılınması ümmet içerisinde bir hâlife olmaksızın mümkün değildir. Bu görevleri cümlesinden olmak üzere hâlife dinden çıkanlara, haramlığına dair nass bulunan şeyleri irtikab edenlere ya da farz olduğuna dair nass bulunan yükümlülükleri terk edenlere son derece şiddetli bir şekilde karşı koyacak, diğer din sâliklerini zelil kılacak ve onlardan horlayıcı bir şekilde cizye alacaktır. Aksi takdirde Müslümanlar ile onlar, mertebece müsavî olacaktır, iki fırkadan birinin diğerini üstünlüğü belirmeyecek ve onların düşmanlıklarını engelleyecek bir mani bulamayacaktır.” (25)
İmam İbn Teymiye (r.a), ” essiyasetü’s-şeriyye ” adlı eserinde şöyle der: ” İnsanların işlerini üslenmelerinin (vilayet’in) dinî farzların en büyüklerinden olduğunun hatta dinin ayakta durmasının ancak onunla müm kün bulunduğunun bildirilmesi gerekir. Âdemoğullarının çıkarı birbirlerine ihtiyaç duymalarından ötürü toplum halinde yaşamakla gerçekleşir. Toplum hâlinde yaşayınca da bir başın bulunması zarurîdir. Hz. Peygamber (s.a.v.):” Üç kişi yola çıktığında, içlerinden biri başkan olsun” buyurmuştur.(26) Abdullah b.Amr(r.a.) Rasulullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu rivayet eder:” Dünyanın ücra bir köşesinde bile olsa üç kişinin içlerinden birini kendilerine emir tayin etmeden yaşamaları helal olmaz !”(27) Başka türlerine dikkati çekmek için yolculukta ortaya çıkan az ve geçici bir toplu lukta bile peygamberimiz (s.a.v) bir kişinin başkan seçilmesini vacip kılmıştır.
Yüce Allah iyiliği emredip kötülükten alıkoymayı farz kılmıştır. Bunun gerçekleştirilmesi ise ancak kuvvet ve imaretle mümkün olur. Aynı şekilde cihad, adalet, Hacc, Cuma ve Bayram namazları, mazluma yardım had cezalarının uygulanması gibi Allahın vacip kıldığı öteki işler de hep böyledir.” (28) Abdurrahman cezirî ” Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı” adıyla meşhur olmuş olan eserinde şöyle söyler:” (Allah kendilerine rahmet etsin ) Mezhep imamları, ittifak ederek dediler ki imamet farzdır. Müslümanlar için dinî şiârları yerine getiren, zalimden mazlumlar hakkını alan bir imamın bulunması zorunludur.” (29)
Yeryüzü hilafeti konusunda, Allah’ın hükümleri, Rasulullah (s.a.v)’in hadisleri ve sünnet’i ile yetkili İslâm ulemâsının görüşlerini ahzettikten sonra şu konuya da açıklık getirmekte fayda vardır. İslâm toplulukları Mustevlî tağutî güçler tarafından işgal edilip, İslam’ın mahkum mü’min Müslümanlar esir edildikleri ve tağutların egemen oldukları bir zamanda durum nasıl olur?…
Allâme îbn Abidin (r.a) ” Reddül-Muhtar Ale’dDürril-Muhtar ” adlı eserinde bu konuda şunları kaydeder: ” Fetih’te bu konuda şöyle demektedir:”Eğer görev verecek sultan yoksa veya kendisinden görev alacak bir yetkili bulunmazsa ki bazı Müslümanların yaşadığı bölgelerde olduğu gibi-O bölgelere gayr-ı Müslimler hakim olmuş lar Müslümanlar bir bakıma az ınlıkta kalmış veya Müslümanlar mahkum durumda gayr-ı Müslimler hakim durumdadırlar. Kurtuba’da bu gün olduğu gibi yani Endülüs’te bulunan durum. Bu durumda ne yapmalıdır? Gerekli olan, Müslümanların kendi aralarından birine bu görevi vermelidir. Onda ittifak etmeleri vaciptir. Onu, ken dilerine idareci olarak seçerler O da kendi tayin eder böylece kendi aralarında vuku bulan hadiselerin yargı organlarına aktarılması sağlanmış olur. Yine buralarda kendilerine Cuma namazı kıldıracak bir imam da nasbederler. İnsanın mutmain olduğu kabul edebileceği görüş de bu olsa gerektir. Bu görüş is tikametinde amel edilmelidir. Nehir.” (30) Ebu Zerr (r.a)’dan: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurur:” Her kim (İslam) cemaati (nden) bir karış kadar uzaklaşırsa, (o kimse) buynundan İslam boyunduruğunu çıkarmış olur.” (31)
Dipnotlar:
1)Bakara,2/30-34. 2)İmam kurtubî, elCâmiy li Ahkâmi’lKur’ân, çev. M. Beşir Eryarsoy, ist. 1979, C.1,Sh.536. 3) Sad, 38/26. 4)Nur,24/55-56. 5)Mâide,5/3.6)En’âm, 6/165. 7)Fahruddin erRâzî, Tefsiri KebirMafatihu’lGayb, çev. Prof.Dr. Suat Yıldırım, Vdğ .Ank.1991, C.10, Sh.270. 8)En’âm, 6/161-164. 9)Enbiya,21/105. 10)Abdullatif elHarputî,Tenkî hu’lKelâm Fî Akaîdi Ehli’lİslâm, çev.İbrahimÖzdemir Doç.Dr. Fikret Karaman, Elazığ,2000,Sh.299. 11) Sahihi Buhârî, Kitabu’lMağazî,B. 84 ,Hds.418.Kitabu’lFiten,B.18, Hds.47. Süneni Tirmizi, Kitabu’lFiten, B.63, Hds.2365. Süneni Neseî, Kitabu Adabu’lKudat, B.8, Hds.5353. 12)İbn Abidin,Raddü’lMuhtarAle’dDürrü’lMuhtar,çev.AhmetDavudoğlu,ist.1982,C.2,Sh.384.13)Nisa,4/59-60. 14)Sahihi-Buhârî,Kitabu’lEnbiya,B.52,Hds.122.Sahihii Müslüm,Kitabu’lİmare,B.10,Hds.44. Süneni İbn Mace,Kitabu’lCihad,B.42,Hds.2871. 15) Sahihii Müslüm,Kitabu’lİmare,B.13,Hds.58. Kuzâî,Şihabü’lAhbârTecümesi,çev.Prof.Dr.AliYardım, İst.1999, Sh.105 ,Hds.315. Ayrıca bkz.Ahmed b. Hanbel, Müsned C.2 ,sh.83,93, 123,133,154.16) Sahihii Müslüm,Kitabu’lİmare,B.8,Hds.37. Sahihi Buhârî, Kitabu’lAhkam,B.4,Hds.6. Süneni Tirmizi, Kitabu’lCihad, B.28, Hds.1758. Kitabu’lİlim,B.16,Hds.2815. Suneni-EbuDavud,Kitabu’sSünnet,B.6,Hds.4607. Süneni İbn Mace,Mukaddime,B.6,Hds.4243.Kitabu’lCihad,B.39,Hds.2861. 17)Ahmet Davudoğlu, Sahihii Müslüm Tercüme ve Şerhi,İst. 1983,C.8, Sh.714. 18) Sahihi Buhârî, Kitabu’lAhkam, B.4,Hds.8.Kitabu’lCihad, B.107, Hds.163.Sahihii Müslüm,Kitabu’lİmare,B .8,Hds.38 .Suneni-Ebu Davud,Kitabu’lCihad ,B.87 ,Hds.2626.  Süneni Tirmizi, Kitabu’lCihad, B.29, Hds.1759. Süneni Neseî, Kitabu’lBiat, B.34, Hds.4188. Sünen iİbn Mace, Kitabu’lCihad,  B.40, Hds. 2864. 19)Suneni Ebu Davud Terceme ve Şerhi,Hzr.Necati YenielHüseyin KayapınarNecat Akdeniz,İst.1990,C.10,Sh.150. 20)Bkz.Ahmet b. Hanbel,Müsned,c.4,Sh.96. 21)Taftazani Kelam ilmi ve  İslâm AkâidiŞerhu’l Akâid,çev.Süleyman Uludağ ,İst .1991, Sh.326-327. 22) İmam Ebu’lMu’în enNesefi,İslâm İnançları ve Mezhebler Arasında Görüş Farkları,çev.Cemil Akpınar,Konya,T.Y.Sh.179. 23)İmam Ebu’lHasan elMÂverdî,elAhkâmu’sSultaniyyeİslam’da Hilafet ve Devlet Hukuku,çev.Dr.Ali Şafak,ist.1976,Sh.5. 24)İbn Haldun Mukaddime,çev. Süleyman Uludağ,İst.1982,C.1,Sh.542-543. 25)Şah Veliyullah Dehlevî,Huccetullahi’lBâlîğa,çev.Dr.Mehmet Erdoğan, İst. 1994 ,C.2, Sh.469. 26)Suneni Ebu Davud, Kitabu’lCihad, B.80, Hds.2608. (Ebu Said elHudrî’den) 27) İmam Ahmed b.Hanbel,Müsned, C.2 ,Sh.177. Not:Ravilerinden İbn Lehia zayıf,diğer bütün raviler sikadır. 28)İbn Teymiyye,SiyasetesSiyasetü’şŞerriyye,çev.Vecdi Akyüz,İst.1985,Sh.194-195. 29) Abdurrahman Ceziri,Dörtr Mezhebe Göre İslâm Fıkhı,çev. Mehmet Keskin, İst.1990 ,C.8,Sh.3468. 30) İbn Abidin,A.g.e.C12,Sh.145. 31)  Suneni Ebu Davud, Kitabu’sSünnet ,B .2627,Hds.4758. Kuzâî,Şihâbü’lAhbâr,Sh.104,Hds.313.<