(11) Sabır Yarışı

Yegâne Rabbimiz Alİah (Azze ve Celle) şöyle buyuru­yor:

“Ey iman edenler, sabredin, (düşmanlarınızla) sabır yarı­şı yapın veribatta bulunun. Allah’dan korkun ki, kurtuluşa ere-siniz.” [1]

Sabır!.. İman edenlerin en belirgin özelliklerinden… İman eden ve imanında direnen muvahhid mü’mirilere, yegâne Rabbleri, Melikleri, Mevtaları ve İlâhları Alİah Teâlâ’dan emir: Sabredin!..

“Ey iman edenler, sabredin!..

Alemlerin Rabbi Allah, katıksız iman eden ve hükümle­rine teslim olmuş kullarının becerebilecekleri bir iş olduğunu bildiği için emrediyor: Sabredin! Allah Teâlâ, mü’min müslü-man kullarının yegâne Mevlâlan ve yardımcılarıdır… Yerde de ilâh, gökte de İlâh ve hakimiyetin yalnızca kendisine aid olan Allah Teâlâ, mü’min müslümanların yardımcısı olursa, onlar da emrolundukları gibi davranırlarsa, baş aramayac aklan her­hangi bir şey kalır mı?.. Alİah, ne güzel Mevlâ ve ne güzel yar­dımcıdır…

“Sabredin!” diye buyuran Alİah, sabırda yarışı ve takva­yı da emrediyor… Sabra, sabır yarışına, cihada hazır olmaya ve takvaya davet edilen muvahhid mü’minler, Rabbleri Allah’ın bu davetine koşarak, uçarak, ertelemeden hemen icabet eder­ler… Davet eden Âlemlerin Rabbi Allah olunca, O’nun daveti­ne icabet eretelenir mi? O’nun emrine âmâde olmak geciktirilir mi?.. Mü’min müslüman kulun, hayatı ve ölümü bütünüyle Rabbi Allah için olduğunda, gece-gündüz her anında Rabbi Al­lah’ın emrine haazır bir vaziyettedir… Rabbi Allah, ona vermiş olduğu güç, kuvvet ve imkân ölçüşünce kendisini sorumlu tut­muş, onun gücünü aşan bir teklifte bulunmamıştır… Mü’min kula, her ne teklif edilmişse, kendisine bahşedilmiş imkân öl­çüsünde yapılmıştır!..

Sabretmek, teklif ve emredilmiş… Mü’min müslüman kulda, bu teklif ve emri yerine getirecek imkânın varlığı, inkârı mümkün olmayan bir gerçektir… Musâbere, teklif ve emredil­miş… Yani, düşmanlarına karşı direnmede ve mücadelede on­lardan daha çok dayanıklı olmak, onlardan daha çok direnç gösterebilmek kabiliyeti mü’min müslümanlarda var ve bu im­kân kendilerine bahşedilmiştir…

Sabır, ilâhî bir nimettir… Uzun ve meşakkatli hayat yolu­nun bitmek bilmeyen bir nimeti, bir yol azığıdır… Belâ ve mu­sibetlerle, eziyet ve işkencelerle dopdolu bir yol!.. Zalim ege­men tağutlar tarafından toprakları işgal edilip kendileri esir edilen mü’min müslümanlann, hedefe ulaşmaları için yürüdük­leri yolda en iyi azık, sabırdır!..

Rabbimiz Allah şöyle buyuruyor:

“Artık sen sabret, Rasullerden azim sahihlerinin sabret­tikleri gibi. Onlar için de acele etme.[2]

“Öyleyse sen, sabret. Şübhesiz Allah’ın va’dı haktır. Ke­sin bilg’ ile inanmayanlar, sakın seni telaşa kaptırıp hafifliğe (veya gevşekliğe) sürüklemesin. [3]

Abdullah ibn Abbas (r.anhuma) şöyle demiştir:

Kur’an’da zikredilen sabır üç çeşittiir:

1) Allah Teâlâ’nın farz kıldığı şeyleri edada sabır.

2) Allah Teâlâ’nın haram kıldığı şeylere düşmemeye sa­bır.

3) Musibetle karşılaşıldığı anda sabır. [4]

Sabır ve yine sabır… Katıksız iman üzere olmada sabır… İmanına, zerrece şirk ve küfür bulaştırmamakta sabır… Emro-lunduğu gibi dosdoğru olmada sabır… Kulluk vazifelerini za­manında ve gereği gibi yapmada sabır… Nefsin heva ve hevesi­nin baskılarına sabır… Zayıflık, güçsüzlük ve esarete sabır… Esaretten kurtulmak için harcanan bütün gayretlerde sabır… Dâva için yapılan çalışmalarda sabır… Bıkmışlık ve acele dav­ranışlarda sabır…

Sabır ve yine sabır!..

İmanın gereği olan işlerden hangisi daha faziletlidir? sorusuna:

“Sabretmek ve hoşgörülü olmak!” [5]cevabını veren ye­gâne önderimizRasulullah (s.a.s.)’e ümmet olan her ferdin dik­kat edeceği hâl, sabretmek olmalıdır… Fiilî duaları sabretmek, kavlî duaları da sabretmek:

“Rabbimiz, üstümüze sabır yağdır ve bizi müslüman rak öldür.

Egemen zalim tağutlann bütün oyun ve ihanet planlarına karşı sabır… Onların, elbette bir gün son bulacak zulüm ve ezi~ yetlerine sabır… İnkâr edişlerine, yaptıkları kötülüklere karşı koyarak sabır… Nefsin ve şehveti zorlamalarına sabır ve onla­rın iteklerini yerine getirmemek için çaba harcamada sabır…[6]

Dâvanın taraftar ve yardımcıların azlığına, beraber olu­nacak şahsiyetlerin olgunlaşmalarını beklemede sabır… Hede­fin uzak oluşuna ve yolda şeytanın ayağın kayması için verdiği vesveselere kanmamak konusunda sabır…

İman ehli ferdin, ferden gerçekleştirmeye gayret sarfetti-ği sabrın yanı başında bir de sabır yarışı ile emrolunduğunu gö­rüyoruz… “(Düşmanlarınızla) sabır yarışı yapın” diye buyuru­yor Rabbimiz AlİahTeâlâ…

Musâbere, sabırlaşma… Sabır yarışında bulunma… Sa­bırda, muhatabınıgeçmeye gayret etmek… Bir tarafta katıksız iman etmiş ve RabbleriAllah’a vermiş olduklan misak ahdine sadık olanlar, bir tarafta inadı küfür ile inkâr edenler ve misak ahdini bozup Allah’dan başka rablar edinenler… Bu iki cephe arasında sabır yarışı… Hak cephesinin sabrı, batıl cephesinin sabrını geçmesi lâzım!.. Muvahhidlerin sabrı karşısında, müş­riklerin mağlub olması gerek… Mü’minlerin sabrı, kâfirlerin sabrınıgeçmesi ve her sahada onları yenmesi, zamanın değiş­mesiyle değişmeyen bir özellik olması lâzımdır!..

Sabır yüklü bu yarışta, iman cephesinin yiğit mücahidle-ri olan muvahhidmü’minlerin sabrı bilmemeli… Mücadele uzadıkça, sabrm artması gerekir… Mü’minlerin, küfür cephesi­ne karşı açmış olduğu bu cihaddasabırları, düşmanlarını çatlat, onları savaş meydanında silahla yenmeden önce, sabırla yenmelidirler!..

Gerek içlerinde gizlenen nefs düşmanlarını, gerekse dış­larında bulunan apaçık düşmanları olan şeytanı ve şeytanın baş­komutanı olduğu, cinlerden ve insanlardan oluşan şeytan ordu­suna karşı galib gelebilmek için alabildiğine sabır… Onların sab­rına karşı sabır… Direnmelerine karşı direnme… Cehdlerine kar­şı cehd… çalışmalarına karşı çalışma… Planlarına karşı plan… Tuzaklarına karşı tuzak… şöyle buyuruyor Rabbimiz Allah:

“Doğrusu onlar, hileli bir düzen planlayıp kuruyorlar.

Ben de, bir düzen kurup hazırlıyorum.

Sen, kâfirlere bir mühlet ver, az bir süre tam.[7]

“Yoksa hileli bir düzen mi kurmak istiyorlar? Fakat (asıl) o inkâr edenler hileli düzene düşecek olanlardır. [8]

“Onlar, hileli bir düzen kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) onların farkında olmadığı bir düzen kurduk. [9]

“Hani o inkâr edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla tuzak kuruyorlardı. Onlar, bu tu­zağı tas arlı yorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyor­du. Allah, düzen kurucuların (tuzaklannakarşılık verenlerin) hayırlısıdır. [10]

Düşman cephesinde yer alan hainlerin, iman cephesinin sadıkmü’minlerine karşı sürdürdükleri mücadelelerine kendi­lerince sabırla devam ederken, muvahhid mü’minler, onların sabırlarından çok daha kuvvetli bir sabırla karşılık vererek, on­ları perperişan, darmadağın etmelidirler… Batıl taraftarları, ba­tıl ideolojileri üzerine ısrarla yollarına devam ederken, hak dâvâsinin mücahid mü’minleri, onları bıktırıpmağlub edecek bü­yük bir ısrar ile hak üzere hedefe doğru metin adımlarla yürü-melidirler!..

Musâbere konusunda, İslâm ulemâsı, şunları beyan et­mişlerdir:

Zeyd b. Eşlem (r.a.):

Bunun, düşmanlara karşı sebat göstermek olduğunu, söylemiştir. el-Hasen (rh.a.) ise:

Beş vakit namaza sebatla devam etmek, diye açıkla­mıştır.

Atâ ve (ibn Ka’b) el-Kurâzî (rh.aleyhim) ise der ki:

Size verilen va’di sabırla bekleyiniz, yani ümit kes­meyiniz ve zafer kazanacağınız vakti gözetleyiniz.

Şöyle de açıklanmıştır:

Musâbere, sürekli olarak nefsin arzularına muhalefet etmektir. Nefis, bir şeye davet ederken kişinin, o çağırdığı şeye gitmemesi, ondan vazgeçmesi demektir.[11]

İmam Fahruddin er-Râzî (rh.a.) şunları beyan eder:

“Musâbere ise, kişinin kendisi ile başkası arasında müş­terek olan sıkıntılara katlanmaktan ibarettir. Bunun içine aile, komşular ve akrabalardan kötü ahlâklı olanlara tahammül etme ile, sana kötülük yapanlardan intikam almaya yeltenmeme hu­susu girer. Nitekim Cenab-ı Hak:

“Cahillerden yüz çevir.[12] ve: “Onlar, boş ve kötü lakırdıya rastladıkları vakit, şerefli olarak (yüz çevirip) geçerler.[13]buyurmuştur.

Yine musâberenin içine, insanın başkasını kendi nefsine tercih etmesi de girer.

Nitekim Cenab-ı Hak:

“(Onlar,) kendilerinde fakr-u ihtiyaç olsa bile, o (din kar­deşlerini) öz canlarından daha üstün tutarlar.[14] buyurmuştur.

Yine ona, sana zulmedip haksızlık edenleri affetmen de girer. Nitekim Hak Teâlâ:

“Affetmeniz, takvaya daha yakın (ve uygun)dur.[15]buyurmuştur.

Yine ona, ma’rufu (iyi şeyi) emir ve tavsiye edip, münkeri (kötülüğü)nehyetmek de girer. Çünkü emr-i ma’ruf ve ne-hy-i münker yapana çoğu kez, zararlar gelir.

Yine buna cihad da dahildir. Çünkü cihad, cam tehlikeye atmaktır.

Yine bu mûsâbereye, batıl ehline karşı sabredip, onların şübhelerinigiderme ve cevab vermeye gayret etmek ve bu batıl şeyleri, onlarınkalblerinden silme çabası da girer. Binâenaleyh Hak Teâlâ’nın, “Sabredin” emrinin, insanın sırf kendisini ilgi­lendiren hususlara sabr, “Sabır yarışı yapın” buyruğunun ise, insan ile diğer insanlar arasındaki müşterek bir şeye sabrı içine aldığı sabit olur.[16]

Abdullah b. Evfâ (r.a.)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Ey insanlar, düşmanla karşılaşmak (savaşmayı) temennî etmeyiniz.Allah’dan afiyet isteyiniz. Fakat sizler, düşmanla karşılaştığınız zaman (savaşın bütün şiddetine karşı) sabrediniz! Ve biliniz ki cennet, muhakkak kılıçların gölgesi altındadır. [17]

Rabbimiz Allah, İslâm düşmanlarıyla sabır yarışını ya­pan mü’minmüslüman kullarının her zaman hazırlıklı olmala­rını ve uyanık davranmalarını emretmektedir:

“İnkâr edenler, kaçıp kurtulduklarını sanmasınlar. Ger­çek şu ki onlar, (Bizi) aciz bırakamazlar.

Onlara karşı gücünüzün yettiği kada kuvvet ve besili at­lar hazırlayın. Bununla, Allah’ın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve bunların dışında sizin bilmeyip Allah’ın bildiği diğer (düş­manları) korkutup caydırırsınız. Allah yolunda her ne infak ederseniz, size noksansız olarak ödenir ve siz haksızlığa uğra­tılmazsınız.[18]

Sabreden ve İslâm düşmanlarıyla sabır yarışı yapıp onla­rı mağlub edenmuvahhid mü’minler, aynı zamanda enfusî ve afakî sınırlarım ribatyaparak korumaları, onlann üzerine bir kulluk borcudur…

Rabbimiz Allah:

“Ve ribatta bulunun!” diye emretmektedir.

Murabata, düşman karşısında gaflete düşmeden, uyukla­madan ve onlannhücum edeceği noktalarda çok dikkat ederek nöbet beklemektir…

“Su uyur, düşman uyumaz!” gerçeğini asla unutmadan, hakmiyetinAllah’a, iktidarın Allah’a teslim olup, O’nun hü­kümlerini uygulayanmuvahhid mü’minlere aid olduğu “Da-ru’l-İslâm’”ın sınırlarında nöbet beklemek ve her türlü düşman hücumlarından korumak, bütün mü’minmüslümanlann vazife­sidir!.. Bazan farz-ı ayn, bazan farz-i kifaye olan bu kulluk va­zifesi, asla terk edilmemelidir…

Mü’min mücahidler, afakî olarak, İslâm ülkesinin ve İs­lâm Devleti’nin sınırlarını düşmanların hücumundan korumak vazifesini devam ettirirken;enfusî olarak mü’min müslümanla­nn kalblerini ve beyinlerini gayr-ı İslâmîakidelerden, felsefe­lerden, ideolojilerden ve kültürlerden korumaları gerekir… Ya­bancı ve düşman güçlerinin İslâm ülkesine, yani “Daru’1-İs-Iâm’”a girmesini engelleyen mü’min mücahidler, yabancı fikir ve kültürlerin müslümanlann beyinlerine ve kalblerine girme­sini engellemelidir… Afakî ve enfusî murabata birlikte gerçek­leşmelidir… Bu konuda herhangi bir ihmal ve gaflet gündeme geldiğinde, Ümmetin yara alacağı ve tedavisi çok zor olan has­talıkların ortaya çıkacağı bilinmelidir…

Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.), “Daru’l-İslâm’”ın korunmasının çok önemli bir kulluk vazifesi olduğunu aynı za-mada çok sevablı bir ibadet şuuruyla yerine getirilmesini beyan buyurmuştur…

Sehl ibn Sa’d es-Saidî (r.a.)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Bir gün Allah yolunda sınır muhafazasına bağlı kalıp nöbet beklemek (sevabı), dünyadan ve dünya üstündeki her-şeyden hayırlıdır. Sizden birinizin kamçısının cennetten işgal ettiği az bir yerde, dünyadan ve dünya üstündeki herşeyden ha­yırlıdır. Kulun, Allah yolunda yürüyeceği bir akşam yürüyüşü yahud bir sabah yürüyüşü de, dünyadan ve dünya üstündeki herşeyden hayırlıdır. [19]

Ebu Hüreyre (r.a.)’dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Kim Allah yolunda ribat (yani, sınır boylarında ve önemli bir yerde düşmana karşı beklemek)te iken ölürse, dünyada işlemiş olduğu iyi amellerin sevabı (ölümünden sonra da) üzerine akıtılır. (Yani, ameline devam ediyormuş gibi se­vabı devam ettirilir.) Rızkı da ona akıtılır. (Yani, ölümünden sonra da nzıklanır.) İmtihan ediciler (kabir meleklerinden emin olur ve Allah, onu kıyamet günü korkudan emin olarak diriltir.[20]

Selman el-Farisî (r.a.)’dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Bir gün-bir gece sınır bekçiliği, bir ayın orucu ile tera vihinden daha hayırlıdır. Ölürse üzerine, dünyada iken yaptığı ameli ve rızkı cereyan eder. Fettandan da emin olur. [21]

Zeyd b. Eşlem (r.a.) anlatıyor:

Ebu Ubeyde b. el-Cerrah, Ömer ibnü’l-Hattab’a bir mek­tup yazarak, Rumların yığmak yaptıklarını ve onlardan kork­tuklarını bildirdi.

Ömer ibnü’l-Hattab, O’na cevaben şöyle dedi:

“Maksada gelince: Ne zaman ki, mü’min bir kul sıkıntı­ya duçar olur, Allah, ona bir kurtuluş yolu gösterir. Bir zorluk, iki kolaylığa asla galibgelemez. Çünkü Allah Teâlâ, Kitabında

şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler, sabredin, (düşmanlarınızla) sabır yarı­şı yapın veribatta bulunun. Allah’dan korkun ki, kurtuluşa eresiniz.[22]/[23]

Muvahhid mü’minlerin, gereği gibi kıldıkları bir namaz­dan sonra, diğer namazı beklemeleri de ribattır… Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), bir namazı kıldıktan sonra diğer bir namazı beklemenin ribat olduğunu beyan buyurmuştur…

Ebu Hüreyre (r.a.)’dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuş:

“Size, Allah’ın günahları ne ile imha ettiğini ve derece­leri ne ile yükselttiğini göstereyim mi?”

Ashab:

Hay hay ya Rasulallah, demiş.

Rasulullah (s.a.s.):

“Güçlüklere rağmen abdesti yerli yerince almak, mescid-ere doğru adımı çok atmak ve namazdan sonra (diğer) namazı beklemektir. İşte sizinribatımz budur.” buyurmuşlar. [24]

Bu hadisin şerhinde şunlar beyan olunmuştur:

“Ribat, nevbet yeri manasınadır. Esas itibarı ile birşeye kendinihabsetmek demektir. Namaz kılan, camie giden ve ora­da namaz vaktini bekleyen de, kendini bu taatlere habsetmiş gi­bidir. Cihadın efdali, nefisle yapılan cihaddır denildiğine göre, ibadet ve taatlar hususunda yapılanribatın en faziletli ribat ol­ması ihtimali olduğu gibi bu da, ribatnev’ilerinden bir nev’îdir, demek istenilmiş olması da ihtimal dahilindedir.[25]

Gerçekten katıksız iman eden, imanın gereği olan kulluk vazifelerini yapan, emrolunduğu gibi sabır edip düşmanlarla sabır yansında ileri geçen, afakî ve enfusî murabıt olan muvah-hid mü’minler, takva konusunda hassas davrandılar mı kurtulu­şa ererler!..

Rabbimiz Allah:

“Sonuç, takvanındır” diye buyurur.[26] Ve yine şöyle buyurur Rabbimiz Allah: “Ey iman edenler, Alİah’dan korkup sakının ve (sizi) O’ na(yaklaştıracak) vesile arayın. O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki, kurtuluşa erersiniz. [27]

İmam İbn Kesir (rh.a.), bu âyetin tefsirinde şunlan beyan ediyor:

“Allah Teâlâ, mü’min kullarına kendinden korkmalannı

emrediyor. Takva kelimesi itaatla birleşince, haramlardan ka­çınmak, yasaklan terk etmek mânâsına gelir. Nitekim âyetin devamında: “Ve O’na yaklaşmak için yol arayın” buyruluyor.

Süfyan es-Sevrî der ki:

Bize, Ebu Talha, tbn Abbas’dan nakletti ki: Buradaki

“Vesile” den maksad, yaklaşmaktır.

Mücahid, Ebu Vâil, Katâde, Abdullah ibn Kesir, Süddî

ve İbn Zeyd de böyle derler. Katâde der ki:  Allah’a itaat ederek ve O’nun hoşlanacağı amelleri

yaparak, O’na yaklaşın, demektir.

Bu imamlann söyledikleri konuda, müfessirler arasında ihtilâf yoktur. [28]

“O’nun yolunda cihad edin ki, felaha eresiniz.”

Allah Teâlâ, yasakları bırakmayı, emirleri yerine getir­meyi bildirdikten sonra, kâfir, müşrik ve doğru yoldan dışarı çıkan, hak dini terk eden düşmanlarla savaşmayı telkin ediyor. Kıyamet gününde kendi yolundacihad eden kişiler için hazırla­dığı kurtuluş sebebini ve ulu mutluluğu bitmez-tükenmez, de­ğişmez, yok olmaz felah ve saadeti va’d ve teşvik ediyor. Ora­da yüce menziller, emin makamlar vardır. Konaklarının manza­raları güzeldir. Orada oturanlar, üzüntü nedir bilmezler, sürekli diridirler. Elbiseleri çürümez, gençlikleri sönmez.[29]

Ebu Hüreyre (r.a.)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyuruyor:

“Allah şöyle buyurdu:

Kulum Bana, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevgili olan bir şeyle yaklaşamaz. Kulum Bana, nafile ibadet­lerle de yaklaşmaya devam eder. Nihayet Ben, onu severim. Ben, kulumu sevince de artık onun, işitir kulağı, görür gözü, tutar eli, yürür ayağı mesabesinde olurum (ve bu organlarla meydana gelmesini arzu ettiği bütün dileklerini veririm). Diliy­le de her ne isterse, muhakkak onları da kendisine ihsan ede­rim. Bana sığınmak isteyince de, muhakkak kulumu sığındınr, korurum. [30]

Muvahhid mü’min kullar, Rabbleri Allah yolunda cihad edişleri, onlanAllah’a yaklaştıran ve kurtuluşa erdiren en bü­yük vesiledir… Takva vecihad, Allah’a yaklaşma vesilesi ve kurtuluşun sebebidir!..

Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.)’in beyan buyurduğu “Hadis-iKudsî’”de de görüldüğü gibi, Rabbimiz Allah’ın farz kıldığı ibadetleri gereği gibi yapmak ve onlara nafile iba­detleri katmak da, Allah’a yaklaşma vesilesidir… Muvahhid mü’min kul, Rabbi Allah’a yaklaşmak ve O’nun rızasını ka­zanmak için, O’nun yolunda emrolunduğu gibi cihad edecek, ibadetlerin farz ve nafile olanlarım yapacak ki, umduğuna ere-bilsin!..

 



[1] Âl-i İmrân, 3/200.

[2] Ahkaf, 46/35.

[3] Rum, 30/60.

[4] Ebu Talib el-Mekkî, Kûtu’l-Kulûb, çev. Prof. Dr. Yakup Çiçek, ist. 1992,C.2,Sh.364.

Ayrıca bkz. İmam Suyutî, Camiu’s-Sağir Muhtasarı, Tercüme ve Şerhi, C.2, Sh. 528-529, Hbr. 2522 (5137). İmam Ali (r.a.)’dan. Münâvî, Feyzu’l-Kadir, C. 4, Sh. 234, Hbr. 5137.

[5] Ahmed ibn Hanbel, Kitabu’z-Zühd, C. 1, Sh. 25, Hds. 53.

[6] A’raf, 7/126.

[7] Tarık, 86/15-17.

[8] Tur, 52/42,

[9] Nemi, 27/50.

[10] Enfal, 8/30. Ayrıca bkz. İbrahim, 14/46.

[11] İmam Kurtubî, A.g.e. C. 4, Sh. 537.

[12] A’raf, 7/199

[13] Furkan, 25/72

[14] Haşr, 59/9

[15] Baka­ra, 2/237

[16] Fahruddin er-Râzî, A.g.e. C. 7, Sh. 299.

[17] Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Cihad ve’s-Siyer, B. 155, Hds. 228. Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Cihad ve’s-Siyer, B. 6, Hds. 19. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Cihad, B. 89, Hds. 2631. Sünen-i Dârimî, Kitabu’s-Siyer, B. 6, Hds. 2445.

[18] Enfal, 8/59-60.

[19] Sahih-i Buharı, Kitabu’I-Cihad veVSiyer, B. 72, Hds. 105. Sünen-i Tirmizî, Kitabu Fedailu’l-Cihad, B. 25, Hds. 1715. Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 5, Sh. 339.

[20] Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l-Cihad, B. 7, Hds. 2767. Süneni Tirmizî, Kitabu Fedailu’l-Cihad, B. 2, Hds. 1671. Sünen-i Neseî, Kitabu’l-Cihad, B. 39, Hds. 3154.

İmam Hafız el-Munzirî, A.g.e. C. 3, Sn. 92, Hds. 7. Taberânî’den.

[21] Sahih-i Müslim, Kitabu’1-İmare, B. 50, Hds. 163. Sünen-i Neseî, Kitabu’l-Cihad, B. 39, Hds. 3153. Sünen-iTirmizî, Kitabu Fedailu’l-Cihad, B. 25, Hds. 1716. İmam Hafız el-Munzirî, A.g.e. C.3, Sh. 89, Hds. 2. Taberânî’den. Abdullah Îbnü’l-Mübrek, Kitabu’l-Cihad, çev. M. Adil Teymur İst. 1980, Sh. 114, Hds. 51.

[22] Âl-i İmrân, 3/200

[23] İmam Malik, Muvatta’, Kitabu’l-Cihad, Hbr. 6. et-Taberî, A.g.e. C. 2,Sh.431.

[24] Sahih-i Müslim, Kitabu’t-Tahare, B. 14, Hds. 41. Sünen-i Tirmizî, Kitabu’t-Tahare, B. 39, Hds. 51-52. Sünen-iNeseî, Kitabu’t-Tahare, B. 107, Hds. 143. Sünen-i İbn Mace, Kitabu’t-Tahare, B. 49, Hds. 427. Sünen-i Dârimî,Kitabu’t-Tahare, B. 30, Hds. 704.

3471 Imam MaHk’ Muvatti” Kitabu Kasru’s-Salat, Hds. 55.

[25] Ahmed Davudoğlu, A.g.e. C. 2, Sh. 347.

[26] Taha, 20/132.

[27] Mâide, 5/35.

[28] İbn Kesir, A.g.e. C, 5, Sh. 2268. İmam Kurtubî, A.g.e. C. 6. Sh. 196.

[29] İbn Kesir, A.g.e. C. 5, Sh. 2270.

[30] Sahih-i Buhârî, Kitabu’r-Rikak, B. 38, Hds. 89.

Ebu Nuaym el-Isfahânî, Hilyetu’l-Evliya, C. 1. Sh. 56.