(2) Helâl Rızık

Yegâne Rabbimiz Allah (Azze ve Celle) şöyle buyuru­yor:

“Ey İman edenler, size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin ve yalnızca O’na kulluk ediyorsanız, (yine yalnızca) Allah’a şükredin.[1]

Muvahhid mü’minler, yegâne Rabbleri Alİah Teâlâ’nın emrine can-u gönülden itaat edip, kendilerine Allah tarafından verilen helâl ve temiz rızıktan yer ve içerler… Çünkü onlar, Rabb, İlâh ve Melik olarak yalnızca Allah Teâlâ’yı kabul edip iman etmişlerdir… Hayat nizamı ve din olarak İslâm’ı, önder ve örnek olarak Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’i bilmiş, kesin ola­rak inanmışlardır… Rabbleri Allah ve O’nun Rasulü (s.a.s.)’in helâl kıldıklarım helâl, haram kıldıklarını da haram kabul et­mişler… Allah’dan başka yeryüzünde helâl ve haram, yani ser­best ve yasak sınırlarını koyan egemen tağutların bütününü reddetmiş, onlara asla meyletmemişlerdir… Allah’dan başka rabb tanımamış, yalnızca O’na ibadet etmiş ve Rabbleri Al­lah’ın kendilerine verdiği bunca temiz nimetlerden dolayı gere gibi şükretmeye devam üzeredirler…

Yalnız ve yalnız kendisine ibadet etsinler diye yarattığı insan kullarının[2] üzerinde ortaksız egemen olan, hükmün bü­tünü O’na aid olan [3] Allah Teâlâ, insan içinde hakkıyla iman etmiş kullarına bazı yiyecek ve içecekleri haram kılmış, yani yasaklamıştır… Helâl ve haram kılma hakkı, Âlemlerin Rabbi Allah’a aiddir ve O’nun hiç bir ortağı yoktur… Ancak kendisi­ne yetki verdiği Rasulü Muhammed (s.a.s.), O’ndan aldığı yet­ki ve izin ile bazı şeyleri haram, yani yasak etmiştir!..

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

“O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.

O (söyledikleri), alnızca vahyolunmakta olan bir vahyi­dir.” [4]

“Kim Rasule itaat ederse, gerçekte Allah’a itaat etmiş olur.” [5]

“Kendilerine kitab verilenlerden, Allah’a ve ahiret günü­ne inanmayan, Allah’ın ve Rasulü’nün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini (İslâm’ı) din edinmeyenlerle, küçük dü­şürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar savaşın. [6]

el-Mikdâm b. Ma’diykerib (r.a.)’ın rivayetiyle Rasulul-lah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Dikkat! kendisine benden bir hadis ulaşacak ve koltu­ğuna gerilmiş olduğu hâlde.

Bizimle sizin aranızda Allah’ın kitabı vardır! Bu Ki-tab’da neyi helâl bulursak, onu helâl kabul eder ve neyi haram bulursak, onu haram kılarız, diyecek olan bir adam çıkacak mı?

Oysa Allah’ın Peygamberi’nin haram kıldığı şey, Allah tarafından haram kılınan şey gibidir!”[7]

Yegâne Rabbimiz Allah, mü’min müslüman kullarına neleri haram kıldığını şöyle beyan buyurur:

“De ki: ‘Gelin, size Rabbinizin neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiç bir şeyi ortak koşmayın, anne-babaya iyilik edin, yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin -sizin de, onların da rızıklarım Biz vermekteyiz.- Çirkin kötülüklerin açı­ğına ve gizli olanına yaklaşmayın. Hakka dayalı olmak dışında, Allah’ın (öldürülmesini) haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti. Umulur ki, akıl erdirirsiniz.

Yetimin malına, o, erginlik çağma erişinceye kadar -o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın. Hiç bir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman -yakınınız dahi olsa adil olun. Allah’ın ahdine vefa gösterin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti. Umulur ki, öğüt alıp düşünürsünüz. [8]

“O, size ölüyü (leşi), kanı, domuz etini ve AUah’dan başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı kesin olarak haram kıl­dı. [9]

“Ölü eti, kan, domuz eti, Allah’dan başkası adına kesi­len, boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşmüş, boynuz­lanmış, yırtıcı hayvan tarafından yenmiş (henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç- dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla kısmet aramanız, size haram kı­lındı.[10]

“Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bun(lar)dan kaçının. Umulur ki, kurtuluşa erersiniz. [11]

Yalnızca kendisine ibadet etsinler diye yaratmış olduğu insan kullarının maddî ve manevî yapılarına zararlı olan şey­leri kendilerine haram, yani yasak kılan Allah Teâlâ, güzel, temiz, faydalı ve leziz olan gıdaları helâl, yani serbest kılmış­tır… İnsan kullarının yegâne yaratanı olan Allah Teâlâ, yarat­mış olduklarının faydasına ve zararına olanları yalnızca bilen­dir!.. Bundan dolayı insan kulları için helâl ve haram sınırları­nı tâyin edip haram, yani zararlı olan şeyleri yasaklamış ve faydalı olan şeyleri de helâl kılmıştır…

Rızik veren yegâne Rabb Allah’dır… Rızıkların, insan kullarının yapısına en faydalı ve temiz olanlarını onlara helâl kılıp, yeyip içmelerini emretmiştir:

“Yeyin, için ve israf etmeyin. Çünkü O (Allah), israf edenleri sevmez. [12]

Rabbimiz Allah, kendisine katıksız iman eden ve helâl haram sınırına dikkat edip asla sınırı geçmeyen müslüman müttakî kullarını müjdelemektedir. [13]Helâl-haram sınırına tecavüz edip sınır tanımayan ve haddini bilmeyen âsî kulları uyarmakta, onların yaaptıklarmın bir zulüm olduğunu kendi­lerine bildrip itaata davet etmektedir…

Şöyle buyuruyor Rabbimiz Allah:

“İşte bunlar, Allah’ın sınırlarıdır, onlara tecavüz etme­yin. Kim Allah’ın sınırlarına tecüvüz ederse, onlar, zalimlerin tâ kendileridir.[14]

“Bunlar, Allah’ın sınırlandır. Kim Allah’a ve Rasulü’ne itaat ederse, onu, altından ırmaklar akan, içinde ebedî kala­cakları cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk bu­dur.

Kim Allah’a ve Rasulü’ne isyan eder ve O’nun sınırla­rını aşarsa, onu da içinde ebedî kalacağı ateşe sokar. Onun için alçaltıcı bir azab vardır. [15]

Allah ve Rasulü (s.a.s.) tarafından haram kılman şeyle­rin hiç birine yaklaşmamak, gerek nefsini, gerek diğer mü’min müslümanları haramdan alıkoymak, muvahhid mü’minlerin kulluk vazifesidir!.. Haram olma şübhesi olan yiyecek ve içe­ceklerden de sakınmak, takvalı olmanın gereğidir…

Sehl b. Abdullah (rh.a.) şöyle der:

Kurtuluş üç şeydedir: Helâl yemek, farzları edâ et­mek ve Peygamber (s.a.s.)’e uymak!

Ebu Abdullah es-Sâcî diye bilinen Said b. Yezid (rh.a.) de şöyle demiş:

Beş özellik ile ilim tamam olur. Bunlar:

Yüce Allah’ı bilmek, hakkı bilmek, amelini Allah için ıhlasla yapmak, Sünnet üzere amel etmek ve helâl yemek.

Bunlardan birisi olmadı mı amel, Allah’a yükseltilmez.

Sehl (rh.a.) şunları söyler:

Helâl yemek, ancak ilim ile sahih olabilir. Malın he­lâl olması ise, altı özellikten uzak olmasına bağlıdır: Faiz, ha­ram, suht (her türlü haram ve kötü kaynaktan gelen), ğulul (hainlik, hırsızlık ve ganimet malından çalmak), mekruh ve şübheler.[16]

Mü’minin rızkını helâl yollardan arayıp elde etmesi, o-nun üzerine farz bir kulluk görevidir… Yalnız Allah için, Al­lah’ın emrettiği ve Rasulullah (s.a.s.)’in gösterdiği gibi ibadet eden mü’min müslüman bir şahsiyetin, helâl yoldan kazanıp helâl yolla harcaması, ibadetten ve Allah’a itaat etmektendir.

Abdullah ibn Mes’ud (r.a.)’dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Farz olan ibadetleri edâ ettikten sonra helâl kazanç pe­şinden koşmak, farz kılınmıştır. [17]

Helâl kazanç, helâldan yemek, içmek, giyinmek ve ba­rınmak, Rabbimiz Allah’ın razı olduğu salih amellerdir… in­sanlar, bu ihtiyaçlarını haram kılınmış şeylerden giderecek olurlarsa, Alİah, onlardan razı olmaz, dualarına icabet etmez ve kendilerine yardım edilmez!..

Ebu Hüreyre (r.a.)’ıh rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöy­le buyurur:

“Ey insanlar, şübhesiz ki Allah, Tayyib’dir. Tayyib’den başka bir şey kabul etmez.

Allah mü’minlere de, Rasullere emrettiği şeyleri emre­derek:

“Ey Rasuller, güzel ve temiz olan şeylerden yeyin ve salih amellerde bulunun. Çünkü gerçekten Ben, yapmakta ol­cularınızı biliyorum.[18]

“Ey iman edenler, size, rızık olarak verdiklerimizin teniiz olanlarından yeyin.[19]buyurmuştur.”

Sonra şunları söyledi:

“Bir kimse, (Hak yolunda) uzun sefere çıkar. Saçları dağılmış, toza-toprağa bulanmış bir hâlde ellerini semaya uzatarak:

Ya Rabbi, ya Rabbi, diye dua eder.

Halbuki yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, (ha­sılı) kendisi haramla beslenmiş olursa, böylesinin duası nasıl kabul edilir?” [20]

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

“Ey insanlar, yeryüzünde olan şeyleri helâl ve temiz olarak yeyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin.” [21]

Helâl kazancın elde edilebilimesi ve helâl nzkm yenil­mesi için, içinde bulunulan toplumun ekonomisi ve ticareti, Allah’ın helâl kıldığıı ve razı olduğu şekilde olmalıdır… Eko­nomisi ve ticareti, yani iş ve kazanç yollan, Allah’ın haram kıldığı temeller üzerine kurulmuş bir tağutî sistemde helâlden mal kazanıp servet elde etmek çok zor olan bir şeydir… Önce ortamın haramlardan tertemiz edilmesi ve helâlin egemen kı­lınması gerekir… Helâlin ve temizin egemen kılınmasıyla, ha­ramlar yok edilir, yoksa haramlar arasında, “şuna deydiydi, buna az deydiydi, belki şuna deymemiştir,” deyip seçicilik yapmak, ayrıca bir zillet hâlidir!…

Rabbimiz Allah, yalnızca kendisine kulluk yapmamazı ve yalnızca O’na şükretmemizi emrediyor… Allah’ın verdiği nimetlere karşı nankörlük etmemek ve O’na karşı şükrümüzü kâmil bir şekilde yapmamız, kulluk vazifemizdir…

Şöyle buyurur Rabbimiz Allah:

“O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri inşâ eden­dir. Ne az şükrediyorsunuz.[22]

“Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın. Kullarımdan şükredenler azdır. [23]

İmam Kurtubî (rh.a.), meşhur tefsirinde şunları beyan eder:

“Şükrün hakikati, nimet ihsan edenin nimetini itiraf et­mek ve o nimeti, O’na itaat yolunda kullanmaktır. Küfran (nankörlük) ise, o nimetleri masiyet yolunda kullanmaktır. Şükrü gereği gibi yerine getiren ise, pek azdır. Çünkü -bu ko­nudaki ezelî takdir gereğince hayır serden, itaat, masiyetten daha azdır.

ez-Zührî dedi ki:

“Ey Davud hanedanı, siz de şükrederek çalışın.” buyru­ğu, “elhamdülillah” deyin demektir.

Şükredin” ifadesi, mef’ul olarak nasbedilmiştir. Şükür olan bir amel işleyin, demektir. Sanki namaz, oruç ve bütün ibadetler, bizatihi şükür gibidir. Zira bu ibadetler, şükrün yeri­ni tutar. Buna, yüce Allah’ın şu buyruğu açıklık getirmektedir:

“İman edip salih amel işleyenler müstesna. Böyleleri ise, ne de azdır. [24]

İşte yüce Allah’ın:

“Kullarımdan şükredenler ise azdır.” buyruğu ile kasde-dilen de budur.

Kur’ân ve Sünnet’in zahiri şunu göstermektedir ki şü­kür, sadece dil ile yapılan amelle olmaz, aynı zamanda bedenî amellerle de yapılmalıdır. Yani fiillerle yapılan şükür, azaların amelidir, söz ile yapılan şükür de dilin amelidir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’dir.

“Kullarımdan şükreden ise azdır.” buyruğunun, Davud hanedanına bir hitab olma ihtimali olduğu gibi, Muhammed (s.a.s.)’e de bir hitab olma ihtimali de vardır.

İbn Atiyye dedi ki:

Durum ne olursa olsun, bu buyrukta uyarı ve teşvik sözkonusudur.

İmam Ömer b. el-Hattab (r.a.), bir adamın:

Allahım, Sen beni azlardan kıl! dediğini işitmiş. Ömer, ona:

Bu dua da ne oluyor? diye sormuş. Adam:

Ben, yüce Allah’ın:

“Kullarımdan şükreden ise azdır.” buyruğunu kastettim, deyince,

Ömer (r.a.) şöyle demiş:

Herkes senden daha bilgilidir ya Ömer! [25]

Ebu Hüreyre (r.a.)’ın rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s.):

“İnsanlara şükr (teşekkür) etmeyen, Allah’a şükret­mez.”[26]

İmam el-Hattabî (rh.a.), bu hadisin şerhinde şunları söyler:

“Bu söz, iki şekilde açıklanır:

Birincisine göre, insanların nimetlerine karşı nankörlük (küfran)da bulunmayı karakter hâline getrip onların iyilikleri­ne teşekkürü terk eden bir kimse, aynı şekilde yüce Allah’ın nimelerine karşı da nankörlük eder ve O’na şükretmeyi de terk eder.

İkinci bir açıklamaya göre de eğer kul, insanların ken­disine yaptıkları iyilikleri teşekkürle karşılamayan, onların iyiliklerini inkâr eden bir kimse ise, şanı yüce Allah, o kuluna yaptığı iyilikleri karşılığında kulunun yaptığı şükrü kabul et­mez. Çünkü bunların her birisi, ötekiyle ilişkilidir.[27]

Cabir (r.a.)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyu­rur:

“Bir kimseye bir nimet ikram olunur, o kimse de o ni­meti anarsa, ona şükretmiş olur. Eğer nimeti saklarsa, ona küfretmiş olur. [28]

Dünyanın hangi ülkesinde ve hangi çağda olursa olsun, kadın veya erkek bütün muvahhid mü’minlerin kendilerine hayat örneği ve Önderi kabul edecekleri yalnızca Rasulullah [vluhammed (s.a.s.)'dir... Allah'dan en çok korkan ve Âlemle­rin Rabbi Allah'ın koyduğu sınırları en iyi bilip onlara titiz­likle, dikkat eden biricik şahsiyet Rasulullah (s.a.s.)'dir!..

Her muvahhid mü'min, imanı gereği önderi Rasulullah (s.a.s.)'i adım adım takib eder ve O'nun Sünneti üzere yaşa­maya en son gayretini gösterir...

Atâ b. Yesar (rh.a.)'in rivayetiyle şöyle buyuruyor Ra­sulullah (s.a.s.):

"Allah'a yemin ederim ki, sizin Allah'dan en çok kor­kanınız ve hangi hususlarda sınırı aşmayacağını en iyi bileninizim![29]

Helâl ve haram sınırına, Rasulullah (s.a.s.)’in dikkat ettiği gibi dikkat etmek, her mü’min müslümanın olmazsa ol­maz kulluk vazifesidir!..

 



[1] Bakara, 2/172.

[2] Bkz. Zariyat, 51/56.

[3] Bkz. Yusuf, 12/40, Kehf, 18/26.

[4] Necm, 53/3-4.

[5] Nisa, 4/80.

[6] Tevbe, 9/29.

Şu ayet-i kerime de, bu konuyu beyan ediyor: “O (Rasul), onlara ma’rufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helâl, murdar şeyleri haram kılıyor.” A’raf, 7/157.

[7] Sünen-i Tirmizî, Kitabu’I-İlm, B. 10, Hds. 2801. Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B. 49, Hds. 592. Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B.2, Hds. 12-13.

Ayrıca bkz. Muhammed b. İdris eş-Şafiî, Er-Risale, çev. Prof. Dr. Abdulkadir Şener-Prof. Dr. İbrahim Çalışkan, Ank. 1996, Sh. 51-64. İmam Suyutî, Sünnetin İslâmdaki Yeri, çev. Enbiya Yıldırım, İst. 2000.

[8] En’am, 6/151-152.

[9] Bakara, 2/173.

[10] Mâide, 5/3.

[11] Mâide, 5/90.

[12] A’raf, 7/3 I.

[13] Bkz. Tevbe, 9/112.

[14] Bakara, 2/229.

[15] Nisa, 4/13-14

[16] İmam Kurtubî, A.g.e. C. 2, Sh. 445.

[17] İmam Hafız el-Munzirî, Hadislerle İslâm-Terğib ve Terhİb, çev. A. Muhtar Büyükçınar, vdğ. İst. 1984, C. 4, Sh. 25, Hds. 3. Taberânî ve Beyhakî’den.

El-Hafız Şihabu’d-din Ahmed b. Ali İbnu Hacer el-Askalânî, Terğib ve Terhib, çev. Abdulvahhab Öztürk, İst. 1982, Sh. 389, Hds. 59.

[18] Mü’minun, 23/51

[19] Bakara, 2/172

[20] Sahih-i Müslim, Kitabu’z-Zekat, B. 20, Hds. 65. Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru’l-Kur’ân, B. 3, Hds. 3173. Sünen-i Dârimî, Kitabu’r-Rikak, B. 9, Hds. 2720. Abdullah ibnü’l-Mübarek, Kitabu’z-Zühd, Sh. 108, Hds. 456. et-Taberî, A.g.e. C. 7, Sh. 233.

İbn Kesir, A.g.e. C. 3, Sh. 678. Ahmed b. Hanbel, (Müsned, C. 2, Sh. 328)’den.

[21] Bakara, 2/168.

[22] Mü’minun, 23/78.

[23] Sebe’, 34/13.

[24] Sad, 38/24

[25] İmam Kurtubî, A.g.e. C. 14, Sh. 237-238.

Ayrıca bkz. Fahruddin er-Râzî, A.g.e. C. 4, Sh. 211.

[26] Sünen-i Tinnizî, Kitabu’l-Birri ve’s-Sıla, B. 35, Hds. 2020-2021. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’I-Edeb, B. 12, Hds. 4811.

İmam Buhârî, Edebü’l-Müfred, B. 112, Hds. 218.

Kuzâî, Şihâbü’l-Ahbâr Tercümesi, çev. Prof. Dr. Ali Yardım, İst.

1999, Sh. 167, Hds. 541.

[27] İmam Kurtûbî, A.g.e. C. 2, Sh. 94.

[28] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’1-Edeb, B, 12, Hds. 4814.

[29] İmam Malik, Muvatta, Ritabu’s-Siyam, Hds. 13.

Muhammed b. İdris eş-Şafiî, Er-Risale, Çev. Prof. Dr. Abdulkadir Şener – Prof. Dr. İbrahim Çalışkan, Ank. 1996, Sh. 222, Md. 1109. Ayrıca bkz. Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-T’tisam, B. 5, Hds. 32.

Kitabu’1-Edeb, B. 72, Hds. 126.