BENİM RABBİM KİM? SORUSUNA CEVAB ARAMAK

Defalarca gündeme getirdiğimiz, dillendirdiğimiz ve delil­len­dirdiğimiz bir konudur “Benim Rabbim kim?” konusu!.. Ve defalarca gündeme getireceğiz de!.. Çünkü bu konu, iman konusudur… İman konusunu devamlı gündemde tutmak ve canlılığını muhafaza etmek, muvahhid mü’min kulların kulluk vazifesidir!..

Yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.s.)’in hayatından bir kesit… O’nun hayatı ve tavrı, merhamet olunmuş vasat ümmetine en büyük örnektir… Ümmet, O’na itaat etmekle mükelleftir… O’na tabi olacak ve O’nun gibi inanıp davranacaktır… O’na itaat etmek, Âlemlerin Rabbi Allah’a itaat etmektir… Allah’a iman edip itaat ettiklerini iddia edenler, Rasulullah (s.a.s.)’e iman ve itaat etmedikçe, bu iddialarını isbat edemezler… Bu iddianın yegâne isbatı, Rasulullah (s.a.s.)’e katıksız iman ve itaat etmektir!..[1]

Muhammed ibn İshak (rh.a.) şöyle anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.), Abdullah İbn Huzafe İbn Kays’ı İran hükümdarı Kisrâ İbn Hürmüz’e gönderdi ve şu mektubu yazdı:

“Bismillahirrahmânirrahîm.

Allah’ın Rasulü Muhammed’den, Farsların büyüğü Kisrâ’ya.

Selâm, doğru yolu tutanlara, Allah ve Rasulüne iman edenlere olsun. Ben seni, Allah’a imana davet ediyorum. Çünkü ben Allah’ın, sağ olanları uyarmak, kâfirler hakkında da o azab sözü gerçekleştirmek için bütün insanlara göndermiş olduğu peygamberiyim. Öyleyse Müslüman ol, selâmette ol. Eğer davetimi kabul etmezsen, bütün Mecusîlerin günahı serin boynuna olsun.”

Kisrâ, Rasulullah’ın mektubunu yırttı.

Sonra Kisrâ, Yemen’deki Bâzân’a:

-Hicaz’da şu adama, yanından, güçlü- kuvvetli iki kişi gönder. Onlar, O’nu bana getirsinler, diye yazdı.

(Yemen’de valî) Bâzân, Babaveyh’deki özel vekilini gönderdi.

Bâzân’ın bu özel vekili, yazı yazan ve hesab yapan birisiydi. Onunla birlikte Farslılardan birisini daha gönderdi. Onlara, Ra­sulullah’a götürmelerini emrettiği bir mektub da verdi. O, mek­tub da, Rasulullah’ın onlarla birlikte Kisrâ’ya gitmesini emrediyordu.

Babaveyh’e şöyle dedi:

-Adamın hâline bak! O’nunla konuş ve bana O’ndan haber getir.

Babaveyh’le o adam, yola çıktılar. Tâif’e geldiler, Rasu­lul­lah’ı sordular.

Sordukları kimseler:

-O, Medine’dedir, dediler.

Ayrıca:

-Sevinin! Kisrâ, O’nun karşısına dikildi. Artık o adamın hak­­kında gelebilirsiniz? dediler.

Babaveyh’le arkadaşı, yine yola çıkıp Medine’ye Rasulul­lah’ın­ yanına geldiler.

O’nunla, Babaveyh konuştu:

-Şâhlar şâhı, hükümdarlar hükümdarı Kisrâ, hükümdar Bâzân’a, seni kendisine götürecek kimseler göndermesini emreden bir mektub yazdı. Bâzân da, benimle birlikte gitmen için beni, sana gönderdi. Eğer benimle birlikte gelirsen, hükümdarlar hükümdarına senin lehine mektub yazarım. O da, senin işi­ne yarayacak şeyler yapar ve seni bağışlar. Eğer benimle birlikte gelmekten kaçınırsan, sen de bilirsin. Kisrâ, seni de, kavmini de mahveder ve memleketini de yıkar!..

Babaveyh’le yanındaki, Rasulullah’ın yanına gitmeden önce sakallarını kazıtmışlar, bıyıklarını da uzatmışlardı.

Rasulullah onları, o şekilde görmekten hoşlanmadığından:

“Yazıklar olsun size! Size, böyle yapmanızı kim emretti?” bu­yurdu.

Onlar:

-Bunu bize, rabbimiz, yani Kisrâ emretti! dediler.

Rasulullah (s.a.s.):

“Fakat benim Rabbim, bana sakalımı uzatmamı, bıyığımı da kesmemi emretti!” buyurdu.

Daha sonra onlara:

“Şimdi gidin, kaldığınız yere dönün, yarın yanıma gelin!” bu­yurdu.

Rasulullah (s.a.s.)’e:

“Allah, Kisrâ’ya oğlu Şireveyh’i musallat kıldı ve oğlu onu, fa­lan ayın, falan gecesinde ve gecenin de falan, falan saatlerinde öldürdü!” diye vahiy geldi.

Ertesi gün elçiler, Rasulullah’ın yanına gelince, onlara:

“Benim Rabbim, falan gece ve o gecenin falan saatlerinde, oğlu Şiraveyh’i Kisrâ’ya musallat kılıp onu öldürdü!” buyurdu.

Elçi:

-Sen, ne söylediğini biliyor musun? Üzerine yürüyüp seni cezalandırmamız bizim için, bu söylediğini, hükümdar Bâzân’a haber vermekten daha kolaydır. Bu duyduğumuzu, ona yazalım mı, hükümdara haber verelim mi? dediler.

Rasulullah (s.a.s.):

“Evet! Bunu, benden duyduğunuzu ona haber verin. Ona, şunu da söyleyin:

Benim dinim ve hakimiyetim, Kisrâ’nın saltanatının ulaştığı yerlere kadar ulaşacak atların ve develerin ayak basacakları en uzak yerlere kadar uzanacaktır.

Yine ona, şöyle deyin:

Eğer Müslüman olursan, idaren altındaki yerleri sana vereceğim. Seni, Ebna’dan olan kavmine hükümdar yaparım!” buyurdu.[2]

Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ tarafından, “âlemlere rahmet olarak gönderilen”[3] ve “en güzel ahlâk üzerinde olan”[4] önderimiz Rasulullah (s.a.s.), Bâzân’ın elçilerinin, Allah’ın yaratmış olduğu insan fıtratına aykırı davrandıklarını görünce, onların bu durumundan hoşlanmadı…

Ümmü’l-mü’minin Aişe (r.anha)’nın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“On şey (vardır ki bunlar,) fıtrattandır:

Bıyığı kesmek, sakalı uzatmak, misvak kullanmak, burnuna su çekmek, tırnak kesmek, parmak mavsallarını yıkamak, koltuk altını yolmak, kasıkları tıraş etmek ve su ile taharetlenmek.”

Zekeriya demiştir ki:

-Mus’ab: Onuncuyu unuttum. Meğer ki, mazmaza ola, dedi.

Kuteybe:

-Veki’ intikasu’l-ma, yani istinca dedi, ibaresini ziyade etmiştir.[5]

İnsanın yaratılış fıtratına aykırı davranmak yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.) hoşuna gitmez… Çünkü Allah Teâlâ, O’na ve merhamet olunmuş vasat ümmetine fıtrat üzere olmayı emretmiştir:

“Öyleyse sen yüzünü, Allah’ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah’ın o fıtratına çevir ki, insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.”[6]

Fıtrat, Allah Teâlâ’yı yegâne Rabb kabul etmek ve O’nun dışında yalancı, sahte rableri reddetmektir:

“Hani Rabbin, Âdemoğulların sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları, kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: ‘Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?’ (demişti de) Onlar: ‘Evet, (Rabbimizsin) şahid olduk’ demişlerdi.”[7]


“Gerçekten Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O’na ibadet edin. Dosdoğru olan yol, işte budur.”[8]

“İşte Rabbiniz olan Allah budur. O’ndan başka ilâh yoktur. O, her şeyi yaratmıştır. O, her şeyi bilendir.”[9]

“Gerçekten Ben, ben Allahım. Benden başka ilâh yoktur. Şu hâlde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl.”[10]

Fıtrat, yaratılış gayesi gereği “şirk koşmadan yalnızca Allah’a kulluk etmektir.”[11]

Allah, “Âlemlerin yegâne Rabbi”[12] ve “insanların yegâne Rab­bi”’dir.[13]

İnsanların yegâne Rabbi Allah Teâlâ, insan kullarına fıtrat üzere olmalarını emretmektedir. Allah’dan başka sahte rabler ise, egemenliği altındaki insanlara fıtrata aykırı davranmalarını emretmektedirler. Emirlerine itaat edenler, onları kendilerine rabler edinmişlerdir…[14]

Bundan dolayı, Bâzân’ın elçileri, insanın yaratılışına, yani fıt­ratına aykırı davranmayı kendilerine emreden İran hükümdarı Kisrâ’ya, “rabbimiz” demişlerdir…

Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), yegâne ve ortaksız Rabbin Al­lah olduğunu beyan edip, O’nun fıtratı emrettiğini vurgulayarak:

“Benim Rabbim, bana sakalımı uzatmamı, bıyığımı da kes­memi emretti!” buyurmuştur…

Allah Teâlâ’nın yegâne Rabb olduğuna katıksız iman eden muvahhid mü’minler ve Allah’ın Rabb olduğuna inanmayıp Al­lah’dan başka rabler edinen kâfir ve müşrikler… İki cephe, iki rab ve iki kulluk anlayışı…

Benim Rabbim Allah, senin rabbin Allah’dan başkaları… Benim Rabbim, bana emrederken, senin rabbin de sana emretmektedir… Ben, benim Rabbim Allah’ın emrine tabi oluyorum. Sen, senin Allah’dan başka rab edindiklerinin emrine… Be­nim Rabbim Allah, hayatımın her merhalesine müdahale edip, nasıl davranacağıma, nasıl giyinip kuşanacağıma, nasıl ticaret yapacağıma, kısacası nasıl yaşayacağıma dair hükümlerini beyan buyurmuş ve ben bir muvahhid mü’min olarak Rabbim Allah’ın hükümlerine itaat etmekteyim…

Sen, Allah’dan başka edindiğin rablerinin hükümlerine tabi olup onların emrettiği gibi giyinip kuşanmakta, ticaret yapmakta ve hayatını tanzim etmektesin…

Benim Rabbim Allah, senin rabbin Allah’dan başka hüküm koyucular olan egemen tağutlar…

“Allah, iman edenlerin velîsi (dostu, destekleyicisi)dir. Onları, karanlıklardan nûra çıkarır. İnkâr edenlerin velîsi ise, tağuttur. Onları, nûrdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ate­şin halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır.”[15]

Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), bundan dolayı: “Benim Rabbim Allah, onun rabbi Kisrâ’yı öldürdü” buyurmuştur… Çünkü benim Rabbim Allah’dır, onun rabbi tağut Kisrâ’dır… Bu konuda birkaç örnek zikredelim:

1) el-Makburî şunu anlatıyor:

Feyruz ed-Deylemî, Rasulullah (s.a.s.)’e gelip:

-Kisrâ, Bâzân’a: Senin topraklarında peygamber olan birisinin bulunduğunu duydum. O’nu bağlayıp bana gönder, diye yazdı, dedi.

Rasulullah (s.a.s.):

“Benim Rabbim, senin Rabbine kızdı. Onu oğulları, seher vak­­ti şu saatte öldürdüler!” buyurdu.

(Feyruz, Rasulullah’ın) yanından çıktı. Haberi duydu. İslâm’a girdi ve iyi bir müslüman oldu.”[16]

2) Rasulullah (s.a.s.), Medine’ye gelen Yemen San’a Valîsi Bâzân’ın elçilerine:

“Gidin! Adamınıza, benim Rabbimin bu gece, onun rabbini öldürdüğünü söyleyin!” buyurdu.[17]

3) Rasulullah (s.a.s.), İran Kisrâ’sının sömürgesinde bulunan Yemen Valîsi Bâzân’ın elçilerine:

“Sahabinize (Bâzân’a) tebliğ ediniz ki, benim Rabbim olan Allah, onun rabbi Kisrâ’yı bu gece, geceden yedi saat geçince, gecenin yedinci saatinde öldürmüştür.” buyurdu.[18]

4) Vakidî:

- Oğlu Şireveyh, babası Kisrâ’yı hicretin 7. yılı, 13. Cu­ma­de’l-ulâ tarihinde gece saat yedide öldürdü, demiştir.[19]

Benim Rabbim Allah’dır, onun veya onların rabbi Kisrâ’dır, Kayser’dir ve benzeri tağutlardır… Ben, Rabbim Allah’ın emir ve nehiylerine tabi iken, Allah’ın helâl ve haram sınırlarına riâyet eder iken, onlar, rab edindikleri egemen tağutların emir ve nehiy­lerine tabi oluyor, serbest ve yasak sınırlarına riâyet ediyorlar… Ben hayatımı, ailemi ve sosyal yaşantımı, Rabbim Allah Teâlâ’nın hükümlerine göre düzenlerken, onlar ise egemen ta­ğutların hükümlerine göre düzenledikleri bir hayat yaşıyorlar…

Benim Rabbim Allah, onların Allah’dan başka çağdaş ta­ğut­lar… Allah’a rağmen ve Allah ile beraber başka rabler, başka ilâhlar edinmişler, çağdaş bâzânlar… Bâzân, Yemen San’anın sö­mürü valîsiydi… O günün doğudaki süper güç olan İran Sasanî İmparatorluğunun sömürgesi olan Yemen’de, onlar adı­na yöneticilik yapan birisi idi… Onu yöneten ve yönlendiren, onun ve ülkesinin yönetimine sahib olan Kisrâ idi… O ve ülkesi Kisrâ’nın hükümlerine göre hayat sürüyorlardı… Onun ve ülkesinin rabbi Kisrâ idi… Kendilerine rab edindikleri Kisrâ’nın emirlerine göre giyinip kuşanıyor, onun hükümlerine göre eko­mile­rini, hukuklarını, eğitimlerini, siyasetlerini ve sosyal hayatlarını düzenliyorlardı…


Bu günün süper emperyalist güçleri kendilerine rab edinen “çağdaş Bâzânlar” da, müstekbir egemen tağutların işgal ettikleri İslâm topraklarında yetkili kılınmış birer sömürü valîleridirler… Egemen süper tağutlar tarafından sömürülen bölgelerin başına yönetici atanmış ve onların hükümlerine göre halkı sevk ve idare etmektedirler…

Benim Rabbim Allah’dır, onların ki ise çağdaş egemen süper tağutî güçlerdir… Ben, insanlık tarihi boyunca Tevhid cephesinde yer alan muvahhid mü’minlerden olduğum için, Rabbim Allah’ın hükümlerine göre yaşamaya gayret ederken, onlar, tarih boyu şirk cephesinde yer alan müşriklerden oldukları için egemen süper tağutların hükümlerine göre yaşamaya çalışmaktadırlar…

Allah Teâlâ, hepimizin Rabbi iken, O’nun bir ortağı, eşi ve benzeri yok iken, göklerde de İlâh, yerde de İlâh iken, egemen tağutları Rab edinenler, onlara kul olmuş, dolayısıyla Allah’ı ye­gâne Rabb kabul etmemiş ve gereği gibi kul olamamışlardır… İki rabli olmaya başlamış, bunun için gerçek Rabb Allah’a, sahte rablerini ortak etmiş, böylece Allah’a şirk koşmuşlardır… Yal­nız ve yalnız Allah’ın hakkı olan yeryüzü ilâhlığını, Allah’dan başkalarına veren ve Allah’ın hükümlerini egemen oldukları böl­gelerde ge­çersiz kılan tağutların hükmüne itaat edenler, bu ege­­men zalim tağutları, hüküm ve itaat etme konusunda Allah’a ortak etmişlerdir…

Allah Teâlâ, yeğane Rabb olduğunu, kendisinden başka ilâh olmadığını beyan edip insan kullarını bu konuda uyarıyor:

“Allah, kendisinde sükûn bulmanız için geceyi, aydınlık olarak da gündüzü sizin için var etti. Şübhesiz Allah, insanlara karşı (sınırsız) bir fazl sahibidir. Ancak insanların çoğu şükretmiyorlar.

İşte bu, sizin Rabbiniz Allah’dır. Her şeyin yaratıcısıdır. O’ndan başka ilâh yoktur. Öyleyse, nasıl oluyor da çevriliyorsunuz?”[20]

Her muvahhid mü’min katıksız iman ederek ve imanın gereği olarak salih amel işleyerek, yani tağutu her yönüyle reddedip Allah’a iman ederek ve imanının olgunlaştırıcı, Allah’ın razı olduğu kulluğu yaparak, şu hakikata inanıp beyan eder:

“Fakat, O Allah, benim Rabbimdir ve ben, Rabbime hiç kim­­seyi ortak koşmam.”[21]

Benim Rabbim Allah ve hayat nizamın İslâm’dır… Benim di­­nim, Rabbim Allah’ın benim hayatımı tanzim eden hükümleridir… Ben, muvahhid bir mü’min olarak, bütün şirk ve küfür cep­helerinden soyutlandım, tağutu her şeyi ile reddedip Allah’a ve Allah’ın iman etmemi emrettiği şeylerin bütününe inandım… Rabbim Allah’ın kabul buyurup razı olduğu şekilde iman ettim… Amelim, halim ve hareket tavrım, Rabbim Allah Teâlâ’nın razı olacağı bir şekilde, yani dinim İslâm’a uygun olmasına cehd ve gayret etmekteyim…

Hayat tarzım, Allah’dan başka rabler edinen, çağdaş Kisrâ­ları rab kabul edip ona kul olanların hayat tarzından çok başkadır… Birbirine zıddır…

Rabbimiz Allah, küfür ve şirk cephesinden tamamen arınma­­yı, onlara asla karışmamayı ve bunu yaşayarak ilan etmeyi emrediyor:

“De ki: “Ey kâfirler,

Ben, sizin taptıklarınız tapmam.

Benim taptığıma siz, tapacak değilim.

Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim.

Siz de, benim taptığıma tapacak değilsiniz.

Sizin dininiz size, benim dinim bana.” [22]

Benim Rabbim Allah’ın, benim için uygun görüp razı olduğu hayat tarzım olan dinim İslâm bana… Sizin rabbiniz olan çağdaş Kisrâların, sizin için uygun gördüğü hayat tarzınız size…

Rabbimiz Allah şöyle buyuruyor:

“Şübhesiz: “Bizim Rabbimiz Allah’dır, deyip sonra doğru bir istikâmet tutturanlar (yok mu), artık onlar için korku yoktur ve onlar, mahzun olmayacaklardır.

İşte onlar, cennet halkıdır, yaptıklarına karşılık olmak üzere, içinde ebedî olarak kalacaklardır.”[23]

“Şübhesiz: “Bizim Rabbimiz Allah’dır” deyip sonra dosdoğru bir istikâmet tutturanlar (yok mu), onların üzerine melekler iner (ve der ki: ) “Korkmayın ve hüzne kapılmayın, size va’dolunan cennetle sevinin.

Biz, dünya hayatında da, ahirette de sizin velîleriniziz. Or­da, nefislerinizin arzuladığı her şey sizindir ve istediğiniz her şeyde si­zindir.

Çok bağışlayan, çok esirgeyen (Allah)’tan bir ağırlanma olarak.

Allah’a çağıran, salih amellerde bulunan ve: “Gerçekten ben Müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kimdir?[24]

“De ki: “O. Her şeyin Rabbi iken, ben Allah’dan başka bir Rabb mı arayayım?” [25]

Benim Rabbim Allah’dır, O’ndan başka ilâh yoktur. O, bana emretmektedir…

Dâvâmızın başı ve sonu, Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdet­mek­tir.



[1]    Bkz. Hadid, 57/7. Hucurat, 49/15. Nur, 24/62. Âl-i İmrân, 3/32. Nisa, 4/80.

[2]    Ebu’l-Ferec Abdurrahman ibn Ali ibn Muhammed ibn Ali İbn el-Cevzî, As­habın Dilinden Peygamberimizin Hayatı – El-Vefâ Bi Ahvali’l-Mustafa, Çev. Dr. Taceddin Uzun, Konya, 1992, Sh.590-592.

Taberî, Milletler ve Hükümdarlar Tarihi, Çev. Zakir Kadirî Ugan – Ahmet Te­mir, İst. 1992, C.5, Sh.598.

İbn Kesir, El-Bidaye ve’n-Nihaye – Büyük İslâm Tarihi, Çev. Mehmet Keskin, İst. 1994, C.4, Sh.551-552.

Muhammed Yusuf Kahdehlevî, Hayatü’s-Sahabe, Çev. Ahmet Meylânî, Ank. T. Y. C.1, Sh.165.

İmam Calâluddin es-Suyutî, Esbâb-u Vurûdi’l-Hadis, Çev. Dr. Necati Tetik – Abdulmecid Okçu, Erzurum, 1996, Sh.187,Hds.213-214.

[3]    Bkz. Enbiya, 21/107.

[4]    Bkz. Kalem, 68/4.

[5]    Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Tahare, B.16, Hds.56.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-İsti’zan ve’l-Adab, B.48, Hds.2905.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu’t-Tahare, B.8, Hds.293-294.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’t-Tahare, B.29, Hds.53.

[6]    Rum, 30/30.

[7]    A’râf, 7/172.

[8]    Âl-i İmrân, 3/51. Meryem, 19/36.

[9]    En’âm, 6/102.

[10]   Taha, 20/14.

[11]   Bkz. Zariyat, 51/56.

[12]   Bkz. Fatiha, 1/2.

[13]   Bkz. Nas, 114/1.

[14]   Bkz. Tevbe, 9/31.

[15]   Bakara, 2/257.

[16]   Ebu’l-Ferec Abdurrahman İbnu’l- Cevzî, A.g.e., Sh.592, Hds.1408

İmam Zehebî, Tarihu’l-İslâm, Çev. Muzaffer Can, İst. 2002, C.4, Sh.189.

İbn Kesir, El-Bidaye ve’n-Nihaye, C.4, Sh.453. Hafız Beyhakî’den.

[17]   Muhammed Yusuf Kandehlevî, A.g.e., C.1, Sh.167. Heysemî, C.5, Sh.309 (Bezzâr)’dan.

[18]   M. Âsım Köksal, İslâm Tarihi – Hz. Muhammed ve İslâmiyet, İst. 1999, C.5, Sh.412. (Medine Devri) İbn Sa’d, Tabakatü’l-Kübra, C.1, Sh.260′dan. (Kök­sal Yayınları).

İmam Zehebî, A.g.e.‎, C.4, Sh.190.

İbn Kesir, A.g.e.‎, C.4, Sh.454. Hafız el-Beyhakî’den.

Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.5, Sh.43.

[19]   Taberî, A.g.e., C.5, Sh.598.

Not: Bu konuya, daha önceki bir çalışmamızda (İman ve İtaat, İst.2001, Sh.64-67. “Benim Rabbim Allah’tır” bölümü) dokunmuştuk. Bu eserimizin 67. sahifesinde, İmam İbn Kesir (rh.a.)’in “El-Bidaye ve’n-Nihaye….” adlı eserinin, C.4, Sh.453. sahifesinde yer alan şu haberi nakletmiştir:

“Kisrâ, hicretin yedinci senesinin Cemaziye’l-ahir ayının onuncu gecesi olan çarşamba gecesinde, saat altıda oğlu Şireveyh tarafından öldürüldü.”

İmam İbn Kesir (rh.a.) ile İmam Taberî (rh.a.) in verdikleri bilgiler arasında tarihlerde bir çelişki görülüyor…Bizim gayemiz, bu tarihî çelişkilerin doğruluk derecesini araştırmak değildir. Bu, bir başka çalışma konusudur… Gaye­miz, “Benim Rabbim kim?” sorusunun gerçek cevabını bulmaktır! İnşa­allah, bu deliller, bu soruyu cevablandırmıştır!

[20] Mü’min, 40/61-62.

[21]   Kehf, 18/38.

[22] Kâfirûn, 109/1-6.

[23] Ahkaf, 46/13-14.

[24] Fussilet, 41/30-33.

[25] En’âm, 6/164.