TESLİMİYET VE CENNET

Allah’a ve ahiret gününe katıksız iman edip, Allah’ı çokça zikreden muvahhid mü’min kullarına, en son Nebîsi ve en son Ra­­sulü Muhammed (s.a.s.)’i hayat örneği olarak beyan buyuran Âlemlerin Rabbi Allah,[1]hayat kitabı Kur’ânı Kerim’de bir başka örnek şahsiyeti de beyan buyurmaktadır: Milletin babası[2] ve tek başına bir ümmet[3] olan İbrahim (a.s.)!

“İbrahim ve O’nunla bir­­lik­te olanlarda size güzel bir örnek vardır.”[4]

İbn Zeyd (rh.a.):

-”O’nunla birlikte olanlar”dan kasıd, Peygamberlerdir, de­miş­tir.[5]

Mücahid(rh.a.) Katâde (rh.a.), bu ayete:

-İbrahim’in babası için bağış talebinde bulunması durumu müstesnâ, Hz. İbrahim’in her şeyini örnek alınız, şeklinde mânâ vermişlerdir.[6]

Halilullah… Allah dostu… Tevhid baltasıyla şirkin temsilcileri olan put ilâhları paramparça eden, put kıran İbrahim(a.s.)… Asla müşriklerden olmayan ve muvahhid mü’minlerin önderi İbrahim (a.s.)… O, ne Yahudî idi, ne de Hristiyan… O (a.s.), ha­­­niflerden bir müslüman idi… Muvahhid… Mü’min… Müslüman… Muttakî… Sapasağlam bir Tevhid eri!.. Ve Muvahhid mü’minlerin örneği İbrahim(a.s.)!..

Rabbimiz Allah, gerekmuvahhid mü’minlerin kendisine uyacağı kâmil şahsiyet: Halilullah İbrahim(a.s.)!..

Kıyamete kadar bütün muvahhid mü’minlerin önderi ve hayat örneği Rasulullah(s.a.s.) ve gerekse Rasulullah (s.a.s.)’in izini takib eden vasat ve en hayırlı ümmetin ferdleri olan muvah­hid mü’minlere, “Hanif olan İbrahim(a.s.)”’in dinine uymayı emretmiştir… Halilullah İbrahim(a.s.)’in dini… Şirkin her türlüsünü, bütün isim ve görüntüsüyle reddeden Tevhid dini… Her türlü küfürden ve dalâletten arınmış, içine bid’at ve hurafeden hiçbir şeyin karışmadığı saf ve temiz din: Tevhid Dini!..

Tevhid Dini, fıtrî din olan İslâm Dini’dir!..

Allah’dan nasıl gelmiş ve yetkili merci olan Resulullah (s.a.s.) tarafından nasıl beyan edilip uygulanmış ise, öylece iman edip amel edilecek din!.. Halilullah İbrahim (a.s.)’in dini, bu din idi…

Allah Teâlâ, bu saf ve temiz olan dine uymayı emretmektedir:

“Sonra sana vahyettik: “Hanif (Muvahhid) olan İbrahim’in dinine uy. O, müşriklerden değildi.”[7]

“Deki: ‘Allah, doğru söyledi. Öyleyse Allah’ı bir tanıyan (hanifler) olarak İbrahim’in dinine uyan. O, müşriklerden de­ğildi.”[8]

Güzel din sahibi olan, yani ondan başka din bulunmayan güzel dine uyandan başka güzel dinli kimse yoktur… Güzel din, İslâm’dır ve güzel dinli olan şahsiyet ise, muvahhid mü’min müslüman kuldur…

Âlemlerin Rabbi Allah, İslâm Dini’nden başka bir din kabul etmemekte ve başka ideolojileri din yerine koyarak onlara inanıp, onlarla amel edenleri reddetmektedir…

“Hiç şüphesiz din, Allah katında İslâm’dır.”[9]

“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa(benimserse), asla kabul edilmez. O, ahirette de kayba uğrayanlardandır.”[10]

“Sizin dininiz size, benim dinim bana.”[11]

İslâm, bütün Nebîlerin ve bütün Rasullerin dini… İslâm, İbrahim(a.s.)’ın dini… İslâm, Rasulullah Muhammed(s.a.s.)’in di­ni… Kim İslâm’dan başka bir dine, yani hayat düzenine veya bir ideolojiye tabi olursa, o ve tabi olduğu asla kabul olunacak değildir… O, dünyada da kaybedenlerdendir, ahirette de… Dünyada, hak din olan İslâm’a tabi olmadığı ve hakkı reddedip inkâr ettiği için kayıpta, ahirette ise, dünyadaki işlediği hakkı reddetme ve batıl ile amel etme cezasını çekeceği için kayıp­tadır… Her iki hayatta da zarar ve ziyan içinde olan bir insan… İs­­lâm’dan başka bir hayat anlayışını benimseyen kişi… Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyen, bundan dolayı kâfir, zalim ve fasık olanlar, dünyada zillet içinde ve âhirette ise azab içinde oldukları için her iki âlemde de kayba uğrayanlardırlar…

Halilullah İbrahim(a.s.)’in dinine uyan muvahhid mü’min­ler, dünyada izzet içinde oldukları gibi, âhirette de cennet içindedirler… Çünkü cennete, mü’min kuldan başkası giremeyecek ve Allah, cenneti kâfirlere ve müşriklere haram kılmıştır…

Ebu Hüreyre (r.a.)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Cennete, mü’min olandan başkası giremeyecektir!”[12]

Rabbimiz Allah, İsa (a.s.)’ın lisanı üzere şöyle buyurur:

“Mesih’in dediği (şudur): ‘Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin. Çünkü O, kendisine şirk koşana şübhesiz cenneti haram kılmıştır. Onun barınma yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur.”[13]

Asla müşriklerden olmayan Halilullah İbrahim (a.s.)’a uyan Rasulullah (s.a.s.)’in ümmetinin bir ferdi olup Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti üzere yaşayan ve böylece güzel dinin sahibi gü­zel dinli muvahhid mü’min şahsiyet, Rabbi Allah’a teslim olan bir şahsiyettir.

Şöyle buyuruyor Rabbimiz Allah:

“İyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hanif (Tevhidî) olan İbrahim’in dinine uyandan daha güzel dinli kimdir? Allah, İbrahim’i dost edinmiştir.”[14]

Kendine yazık eden ve nefsini aşağılık kılandan başkası bu güzel dinden yüz çevirmez!.. muvahhid mü’minlerin örneği ve önderi İbrahim(a.s.)’in dini olan İslâm’dan yüz çeviren bir kişi veya kişiler, dünya da, âhirette de kendilerine yazık etmişlerdir… Zillet, bunların alınlarına vurulmuş bir damgadır…

Bir muvahhid olarak yüzünü fıtrat dinine çevirip bütün varlığıyla İslâm’a teslim olan mü’min müslümanlar, örnekleri İbrahim(a.s.) gibi, Âlemlerin Rabbi Allah’ın hükümlerine tam teslimiyetlerini ortaya koymuşlardır.

İman ve cihaddan ibaret olan hayatlarını, Allah’ın ve Resulü(s.a.s.)’in hükümlerine göre düzenleyen muvahhid mü’minler, Dünyada da, ahirette de kâr üste kâr elde etmiş ve kazançlarından çok hayır bulmuşlardır… Çünkü onlar, Halilullah İbrahim (a.s.)’in ve Rasûlullah Muhammed (s.a.s.)’in izi üzere yürüyen ve Allah’ın salih kullarını örnek edinen şahsiyetlerdir… Akîde konusunda da, amel konusunda da Allah’ın, muvahhid mü’min kullarına örnek ve önder kılmış olduğu Halilullah İbrahim(a.s.) ile Rasulullah Muhammed(s.a.s.)’i izleyen mü’min müslüman­lar, ihlâs ile teslimiyetlerini gösterdikleri müddetçe, Rehberleri Allah katında mükâfatları pek çok olacaktır…

Şöyle buyuruyor Rabbimiz Allah:

“Kendi nefsini aşağılık kılandan başka, İbrahim’in dininden kim yüz çevirir? And olsun, Biz Onu, dünyada seçtik, gerçekten ahirette de O, salihlerdendir.

Rabbi, O’na: ‘Teslim ol, dediğinde (O: ) ‘Âlemlerin Rabbine teslim oldum’ demişti.

Bunu İbrahim, oğullarına vasiyet etti. Yakub da: ‘Oğul­la­rım, şüphesiz Allah, sizlere bu dini seçti. Siz de ancak müslü­man olarak can verin.”(diye benzer bir vasiyette bulundu.)

Yoksa siz, Yakub’un ölüm anında, orada şahidler miydiniz? O, oğullarına: ‘Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?” dediğinde, Onlar: ‘Senin İlâhın ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın İlâhı olan tek bir İlâha ibadet edeceğiz. Bizler, O’na teslim olduk’ demişlerdi.”[15]

İbn Kaysan (rh. a.) ve el- Kelbî (rh.a.) der ki:

-”Teslim ol” buyruğunun anlamı, dinini Tevhid ile Allah’a hâlis kıl, demektir.

İtaatle boyun eğ ve korkarak O’na itaat et, anlamına geldiği de söylenmiştir.[16]

Âlemlerin yegâne Rabbi Allah Teâlâ, dostu, kulu ve Resulü İbrahim (a.s.)’a, “Teslim ol” yani bütün hayatını Rabbin Allah için kıl, Rabbin Allah’ın hükümlerine itaat ederek yaşa diye emredince, İbrahim (a.s.) hiç tereddüt etmeden, “Âlemlerin Rabbi­ne teslim oldum” demişti!.

Halilullah İbrahim(a.s.)’in izi üzere yürüyenler de, yani muvahhid mü’minler de, hiçbir şübheye kapılmadan, “Bizler, O’na teslim olduk, demişlerdi”

Önder ve örnek şahsiyet, Âlemlerin Rabbi Allah’a tam tes­lim olunca, O’nu samimi izleyenler ve iman edenler de, Âlemlerin Rabbi Allah’a ihlâsla teslim olmuşlardı…

Dünyada da, ahirette de salih kul olan Halilullah İbrahim (a.s.)’ı örnek edinen ve O’na yakın olan muvahhid mü’minler, hangi çağda, hangi ülkede ve hangi durumda olurlarla olsunlar, Allah’ın kendilerine verdiği imkânlar çerçevesinde O’na tam teslim olmalıdırlar… Böyle bir teslimiyet, muvahhid mü’minle­rin katıksız iman etmelerinin gereğidir…

Şöyle buyurur Rabbimiz Allah:

“İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hristiyandı. Ancak O, hanif (muvahhid) bir müslümandı, müşriklerden de değildi.

Doğrusu, insanların İbrahim’e en yakın olanı, O’na uyanlar ve bu Peygamber ile iman eden( mü’min)lerdir. Allah, mü’min­lerin velîsidir.”[17]

Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.) ve katıksız iman eden üm­­­metinin muvahhid mü’min ferdleri, Allah dostu İbrahim (a.s.)’in yakınları, yani O’nu izleyen ve O’nu örnek edinenler­dir…

Dünyada izzete, ahirette cennete kavuşmanın ve yagâ­ne kurtuluşun yolu, Âlemlerin Rabbi Allah’a tam teslimiyettir… Allah’a itaat ve ibadette asla şirk koşmamak ve Halilullah İbrahim(a.s.) gibi, Tevhid baltasıyla bütün yalancı ve sahte ilâhları pa­ramparça edip devirmektir… Böyle samimi bir teslimiyeti ve ciddî tavrı gerçekleştiren muvahhid mü’minler, Halilullah İb­rahim (a.s.)’ın ve Rasûlullah Muhammed(s.a.s.)’in izi üzere gi­denlerdir… Allah Teâlâ’nın emriyle Onları örnek edinmiş, Allah’ın hükümlerine itaat ve ibadette önder olarak kabul edip Onları takip etmişlerdir…

Asr-ı Saadet’te yaşayan ve en hayırlı nesil olan Ashab-ı Ki­ram (Allah, onlardan razı olsun) arasında meydana gelen üç olayın zikri ile Allah’ın hükümlerine tam teslimiyetin ne olduğunu örnekleyelim!..

1) Enes b. Malik (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah(s.a.s.)’e bir şey sormaktan nehy olunmuştuk. Bundan dolayı çöl halkından aklı başında bir adam gelerek, biz de dinlemek şartıyla Rasulullah (s.a.s.)’e soru sorması çok hoşumuza giderdi. Derken çöl halkından (bedevî) bir adam gel­di ve:

-Ya Muhammed, bize senin elçin geldi de şöyle bir söz söyledi:

Güya sen, Allah’ın seni peygamber gönderdiği iddiasında bulunuyormuşsun öyle mi? dedi.

Rasulullah (s.a.s.):

“(Evet) doğru söylemiş.” buyurdu.

O zât:

-Şu hâlde, gökyüzünü yaratan kimdir? diye sordu.

Rasulullah (s.a.s.):

“Allah’dır” buyurdu.

Adam:

-Ya yeri kim yaratmıştır? dedi.

Rasulullah(s.a.s.):

“Allah” buyurdu.

Adam:

-Öyle ise, gökyüzünü ve yeri yaratan, şu dağları diken Al­lah aşkına, seni Allah mı gönderdi? dedi.

Rasulullah (s.a.s.):

“Evet” buyurdu.

Adam:

-Hem senin elçin bize, günümüzle gecemizde beş namaz farz olduğunu söyledi! dedi.

Rasulullah (s.a.s.):

“Doğru söylemiş” buyurdu.

O zât:

-Öyle ise, seni gönderen Allah aşkına: Bunu, sana Allah mı emretti? dedi.

Rasulullah (s.a.s.):

“Evet” cevabını verdi.

Adam:

-Elçin bize, mallarınızdan zekât vermenin farz olduğunu söyledi, dedi.

Rasulullah (s.a.s.):

“Doğru söylemiş.” buyurdu.

Adam:

-Seni gönderen Allah aşkına: Bunu, sana Allah mı emretti? dedi.

Rasulullah (s.a.s.):

“Evet” buyurdu.

Adam:

-Elçin bize, yılda bir Ramazan ayı orucunun farz olduğunu söyledi, dedi.

Rasulullah (s.a.s.):

“Doğru söylemiş.” buyurdu.

Adam:

-Seni gönderen Allah aşkına: Bunu, sana Allah mı emretti? de­di.

Rasulullah (s.a.s.):

“Evet”buyurdu.

Adam:

-Elçin bize, yoluna gücü yetenlerimizin Beyti Hacc etmenin farz olduğunu söyledi, dedi.

Rasulullah (s.a.s.):

“Doğru söylemiş.” buyurdu.

Sonra adam:

-Seni hak (din) ile gönderen Allah’a yemin olsun ki, bu farzlardan ne fazla yaparım, ne noksan! diyerek dönüp gitti.

Bunun üzerine Rasulullah(s.a.s.):

“Yemin olsun, eğer bu adam doğru söyledi ise, mutlaka cen­nete girer!” buyurdu.[18]

İşte saf iman ve tam teslimiyetin örneği. Rasulullah(s.a.s.)’e sorup, O’ndan duyduktan ve emirlerin, Âlemlerin Rabbi Al­lah’dan olduğunu bilip idrak ettikten sonra hemen teslim olmuş!.. Bu teslimiyetteki samimiyetin neticesi: Cennet!..

İmam Nevevî(rh.a.), “Sahih-i Müslim”’in şerhinde Şeyh Ebu Amr b. Salah (rh.a.)’ın şöyle dediğini nakletmiştir.

“Taklidî imana sahib avam tabakasının mü’min sayılıp tereddütsüz olarak İslâmiyyet’e inanmalarının kâfi olduğuna dair İslâm âlimlerinin mezhebinin sıhhatine bu hadis delâlet eder. Çünkü Peygamber(s.a.s.)’e bu soruları soran Dımâm b. Sa’lebe (r.a.)aldığı cevabları doğrulamış, bunların derinliğine inmemiş, Peygamber (s.a.s.) de O’nun, böyle itikad etmesinin yeterli sayılmayacağını bildirmemiştir. Peygamber(s.a.s.)’in sükûtu, bu­nun kifayetine delildir. Eğer bu kadarı kâfi gelmeseydi, Peygamber (s.a.s.) O’na:

-Benim mucizelerimi görmek sûretiyle ve kesin delillerle itikad sahibi olman gerekir, şeklinde cevab verecekti.”

Nevevî (rh. a.), bu arada:

-Haber-i Vâhid ile amel etmenin meşruluğu bu hadisten çıkarılıyor, demiştir.[19]

Yeryüzünde egemen oldukları bölgelerde hevalarını ilâh­laş­tırmış, Allah’ın hükümlerini yürürlükten kaldırıp kendi hükümlerini hakim kılmış bütün zalim tağutları reddeden ve Âlemlerin Rabbi Allah’a şirksiz iman edip,[20] emrolunduğu gibi emel işleyen muvahhid mü’minler, önderimiz Rasulullah(s.a.s.)’in verdiği “cennete girme” müjdesinin muhataplarıdırlar!..

2) Talha İbn Ubeydullah (r.a.) anlatıyor:

Bir A’râbî, başının saçları dağınık hâlde Rasulullah (s.a.s.)’e geldi ve:

-Ya Rasulullah, Allah, benim üzerime namazdan neyi farz kıldı, bana haber ver? dedi.

“Beş vakit namaz (farz etti), ancak senin kendiliğinden bir şey kılman olabilir.” buyurdu.

O zât:

-Allah, benim üzerime oruç tutmaktan neyi farz kıldı, bana haber ver? dedi.

Rasulullah:

“Ramazan ayını farz kıldı, ancak senin kendiliğinden bir mik­­dar oruç tutman olabilir” buyurdu.

O zât:

-Allah, benim üzerime zekattan farz kıldığı şeyi bana haber ver! dedi.

Rasulullah, O zâta İslâm’ın ibadet yollarını (Zekatı, mik­dar­larını, Hacc ve hükümlerini)haber verdi.

A’râbî:

-Sana (hakkı) ikram eden Allah’a yemin ederim ki, ben ken­diliğimden gönüllü hiçbir şey yapmam! Allah’ın benim üze­rime farz kıldığı şeylerden de hiçbir şeyi noksan yapmam! dedi.

Bu söz üzerine Rasulullah (s.a.s.):

“Eğer doğru söylüyorsa cennete girdi.” buyurdu.[21]

Kendinden herhangi bir şey katmadan, “bence, bana göre” demeden tam teslimiyet, yani Rasulullah(s.a.s.)’in getirdiğine tabi olmanın bedeli cennetdir!..

3) Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah(s.a.s.)’e, bir bedevî Arab geldi ve

-Bana, öyle bir iş delâlet et ki ben, onu işleyince cennete girebileyim! dedi.

Rasulullah (s.a.s.):

“Allah’a hiçbir şeyi ortak kılmayarak, yalnız Allah’a ibadet edersin, farz kılınan namazı kılarsın, farz kılınmış zekatı verirsin ve Ramazan orucunu tutarsın.” buyurdu.

Bedevî Arab:

-Nefsim elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki ben, sen­den işittiğim bu ibadetler üzerine bir artırma yapmam! dedi Ve arkasına dönüp gitti.

Rasulullah(s.a.s.):

“Kim cennet ehlinden bir kimseye bakması kendisini sevindirecekse, işte bu zâta baksın!”buyurdu.[22]

“Allah’a hiçbir şeyi ortak kılmayarak, yalnız Allah’a ibadet etmek” İşgal altındaki İslâm topraklarından hüküm süren zalim egemen tağutları reddetmek, onların ideolojilerini, düzenlerini kabul etmemek ve hükümleriyle hükmolunmamak ile gerçekleşir!..

Kim bütün yönleriyle egemen tağutları reddeder ve Allah’a iman edip emrolunduğu gibi dosdoğru ibadet ederse, o, Allah’a ve Rasulü(s.a.s.)’in hükümlerine tam teslim olmuş biri olarak yaşar!.. Bu samimi teslimiyeti ve tavizsiz ciddî tavrı onu, “cennete girme” müjdesini hak edenlerden yapar…

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

” Mü’minler, gerçekten Felâh bulmuştur.”[23]

 



[1]    Bkz. Ahzab,33/21.

[2]    Bkz. Hacc, 22/78.

[3]    Bkz. Nahl, 16/120.

[4]    Mümtehine, 60/4.

[5]    İmam Kurtubî, el-Câmiu Li-Ahkâmi’l-Kur’ân, Çev. M. Beşir Ersoy, İst. 2003, C.17, Sh.263.

[6]    Fahruddin er-Râzî, Tefsir-i Kebir – Mefatîhu’l-Gayb, Çev. Prof. Dr. Suat Yıldırım, Vdğ. Ank. 1995, C.21, Sh.437.

[7]    Nahl, 16/123.

[8]    Âl-i İmrân, 3/95.

[9]    Âl-i İmrân, 3/19.

[10]   Âl-i İmrân, 3/85.

[11]   Kâfirun, 109/6.

[12]   Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Kader, B.5, Hds.12.

[13]   Mâide, 5/72.

[14]   Nisa, 4/125

[15]   Bakara, 2/130-133.

[16]   İmam Kurtubî, A.g.e., C.2, Sh.350.

[17]   Âl-i İmrân, 3/67-68.

[18]   Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman, B.3, Hds.10.

Sahih-i Buhârî,  Kitabu’l-İlm, B.7, Hds.5.

Sünen-i Neseî,  Kitabu’s-Salât, B.4, Hds.458.

Kitabu’s-Siyam, B.1, Hds.2093.

Sünen-i Tîrmizî, Kitabu’z-Zekat, B.2, Hds.615.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’s-Salât, B.23, Hds.486-487 (kısmen).

Sünen-i İbn Mace, Kitabu İkametu’s-Salâ, B.194, Hds.1402.

Sünen-i Dârimî, Kitabu’t-Tahare, B.1, Hds.656-658.

İmam Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, Çev. Rıfat Oral, Konya, 2003, C.1, Sh.74-75, Hds.10/52.

[19]   Haydar Hatipoğlu, Sünen-i İbn Mace Tercemesi ve Şerhi, İst. 1983, C.4, Sh.217.

[20] Bkz. Bakara, 2/256. Kehf, 18/110.

[21]   Sahih-î Buhârî,  Kitabu’s-Savm, B.1, Hds.1.

Kitabu’l-İman, B.34, Hds.39.

Kitabu’ş-Şehadât, B.27,Hds.40.

Kitabu’l-Hıyel, B.3, Hds.4.

Sahîh-î Müslim, Kitabu’l-İman, B.2, Hds.9-10.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’s-Salat, B.1, Hds.391-392

Sünen-î Neseî, Kitabu’s-Salat, B.4, Hds.457.

İmam Malik, Muvattâ, Kitabu Kasru’s-Salât, Hds.94.

[22] Sahih-i Buhârî, Kitabu’z-Zekat, B.1, Hds.3.

Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman, B.4, Hds.15.

İmam Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, C.1, Sh.93-94, Hds.19/61.

[23] Mü’minun, 23/1.