Enes b.Malik(r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.), insanların (yaratılış ve ahlâkça)
en güzeli, insanların en cömerti ve insanların en cesuru idi.[1]
Abdullah ibn Abbas (r.anhuma), önderimiz Rasulullah
(s.a.s.) hakkında şunları beyan ediyor:
Rasulullah (s.a.s.), hayırda insanların en cömerti
idi. En cömert olduğu zaman da, Ramazan'da Cibril'in kendisine çokça kavuştuğu zamandır.
Cibril (a.s.), Rama-zan'ın her gecesinde O'nunla buluşur, gündüz geceden
sıyrılıp çıkıncaya kadar -veya Ramazan ayı çıkıncaya kadar- Rasulullah,
Kur'ân'ı O'na arz ederdi.
Cibril, Rasullah'a kavuştuğu zaman da Rasulullah hayırda,
eserken hiçbir engelle karşılaşmayan rüzgârdan daha cömert olurdu.[2]
Abdullah ibn Ömer (r.anhuma) da şöyle demiş:
Rasulullah (s.a.s.) kadar bahadır, O'nun kadar cömert,
O'nun kadar yiğit, O'nun kadar nurlu ve O'nun kadar güzel hiç kimse görmedim. [3]
Cabir b. Abdullah (r.a.) şöyle diyor:
Rasulullah (s.a.s.)'den bir şey istenildiğinde O'nun:
"Hayır (yok)" dediği asla vaki' değildir. [4]Muvahhidlerin
ve müttakîlerin Önderi Rasulullah (s.a.s.), her hayatî konuda olduğu gibi
cömertlik konusunda da mü'min müslümanların hayat Örneğidir... Rasulullah
(s.a.s.), hem mübarek ve irşâd ile hikmet dolu sözleriyle, hem de fiilleriyle
ümmetine nasıl cömert olunacağını anlatıp göstermiştir...
Kardeş olan mü'minlerin birbirlerine karşı nasıl yardımcı
olacaklarım ve kardeşliğin pekişmesi için nasıl hizmette bulunacağım beyan
etmiştir...
İmam Gazalî (r.a.), cömertlik hakkında yapılan tarifleri
şu şekilde kaydetmiştir:
"Cömertliğin, karşılık beklemeden vermek, düşünmeden
istekleri yerine getirmektir, diyenler olduğu gibi, diğer bazıları da, cömertliği
tarif ederken:
İstemeden vermek ve verdiğini azımsamaktır, dediler.
Diğer bazıları da:
Mal Allah'ın, kul Allah'ın, diyerek fakirliği düşünmeden
Allah için Allah'ın kuluna veren cömerttir, dediler.
Diğer bir kısmı da:
Servetinin bir kısmını verip, bir kısmını saklayan
cömert, çoğunu verip azım saklayan cûd, kendisi ihtiyaç çekip başkasını tercih
eden Isâr sahibidir. Fazladan hiç bir şey vermeyen de cimridir, dediler.
Bütün bu ifadeler, cömertlik ile cimriliğin asıl yüzünü
ortaya koyamamışlardır. Bunların hakikatini bildirmek için biz deriz ki:
Servet, bir hikmet ve maksad uğrunda yaratılmıştır. Bu
da, halkın ihtiyacına faydalı olmasıdır. Serveti, yaratıldığı gaye uğrunda
güzelce sarfetmek mümkün olduğu gibi, onu, yaratıldığı gaye uğrunda harcamayıp
tutmakta mümkündür. Ayrıca servette adilane bir hükme varıp sarfı gereken
yerde sarfetmek ve sarf edilmemesi gereken yerde serveti tutmakta mümkündür.
Buna göre, sarfı gereken yerde sarfetmemek cimrilik, sarfedilmemesi gereken
yerde sar-fetmek de israftır. Bunların ortasını bulmak ise, mümkündür. İşte
sehâ ve cömertlik de bundan ibarettir. Zira Rasul-ı Ekrem (s.a.s.), ancak
sehâvet ile emrolunmuştur.
Nitekim Kur'ân-ı Kerim'de:
"Elini boynunda bağlanmış olarak kılma, büsbütün
de açık tutma.[5]
"Onlar, harcadıkları zaman ne israf ederler, ne
kısarlar, (harcamaları) ikisi arasında orta bir yoldur.[6]
Anlaşılıyor ki, cömertlik, israf ile cimrilik, elini
ta-mamiyle açmak ve tamamiyle kısmak arasında bir yoldur. O da, vermesi ve
tutması bir ölçü ve borç nisbetinde olmaktır. Bununla beraber kalbi
istemeyerek, yani içinden hoşlanmayarak böyle davranmakla da cömert olunmaz.
Kalbinde mal sevgisi olmayacak, ancak malı sarfedeceği yere onu sarfetmek için
sevecektir. Bu tarifi anlamak için de vacib olanı bilmek gerekiyor.
Buna göre deriz ki, vacib iki kısımdır: Biri Şer'an
vacib, biri de mürüvvet ve adet bakımından vacibtir. Cömert olabilmek için
şeriatın borç ettiğini yerine getireceği gibi, vicdan ve mürüvvetin de borç
ettiği vacibleri yerine getirmesi lazımdır. Bunları yapmayan, cimrilikten
kurtulamaz.[7]
Muvahhid mü'minler, cömert olan şahsiyetlerdir...
Allah'ın onlara verdiği nimetlerde, ne israf eder, ne de cimrilik... Bu iki
çirkin hâlden arınmış vaziyette cömert
olurlar... Cömertlik, onlarla aynileşmiş, onların
olmazsa olmaz hâli olmuştur... Mü'min demek, cömert demektir... Cömertlikte,
Rasulullah (s.a.s.)'i önder ve Örnek yapmış, O'nun gibi davranmaya gayret
etmişlerdir...
Emirü'l-mü'minin İmam Ömer b. Hattab (r.a.) anlatıyor:
Bir kimse, Rasulullah (s.a.s.)'e geldi ve bir şey vermesini
istedi.
Rasulullah (s.a.s.):
"Şu anda yanımda sana verecek hiçbir şeyim
yok.(Fakat ücretini benim ödemem şartıyla) istediğin şeyi satın al. Bana bir
şey gelirse, sahibine borcu ben öderim." buyurdu.
Bunun üzerine Ömer:
Ya Rasulullah, (bundan önce bu adama bazı şeyler)
vermiştiniz. Allah, gücünüzün dışında bir şeyi size yüklemem iştir, dedi.
Rasulullah (s.a.s.), Ömer'in bu sözünü hoş karşılamadı.
(Bunun üzerine) Ensar'dan bir kişi, şöyle söyledi:
Ya Rasulullah, (Allah yolunda muhtaçlara) her şeyini
sarfet. Arş'ın Sahibi'nin seni fakir edeceğinden korkma!
(Bu söz üzerine Rasulullah (s.a.s.), gülümsedi ve yüzünde
memnunluk alâmeti belirdi ve şöyle buyurdu:
"Ben böylece (Allah yolunda varımı, yoğumu
sarfet-meye ve fakirlikten korkmamakla) emrolundum. [8]
Enes (r.a.) anlatıyor:
Bir adam, Rasulullah (s.a.s.)'den iki dağ arası(nı dolduracak)
koyun istemiş, O da vermiş. Akabinde adam, kavmine gelerek:
Ey kavmim, müslüman olun! Vallahi, Muhammed, öyle
ihsanda bulunuyor ki, fakirlikten korkmuyor,
demiş.
Bir adam ancak dünyayı murad ederek müslüman oluyor,
fakat müslüman olur olmaz İslâmiyet, onun nazarından ve dünya üzerindekilerden
daha makbul oluyordu.[9]
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.):
"Size, yaratıkların en şerlisini bildireyim
mi?" buyurdu.
Ashab:
Buyur ya Rasulullah? dediler. Rasulullah (s.a.s.):
"Allah adına bir şey kendisinden istenip de vermeyen
kişidir!" buyurdu. [10]
Ebu Said el-Hudrî (r.a.) anlatıyor:
Ensar'dan bazı kimseler, Rasulullah'dan sadaka istediler.
Rasulullah da, onlara verdi. Sonra bunlar, yine istediler. Rasulullah (s.a.s.)
yine verdi. Nihayet yanındaki mal tükendi. Akabinde Rasulullah (s.a.s.) şöyle
buyurdu:
"Sadaka malından yanımda mevcud olan şeyleri sizlerden
asla saklamam. Kim (dilenmekten) sakınmak isterse, Allah, o kimseyi iffetli
kılar. Kim halktan istiğna ederse, Allah, onu zengin kılar. Kim sabretmek
isterse Allah, ona sabır ihsan eder. Hiçbir kimseye sabırdan daha hayırlı ve
sabırdan daha geniş bir nimet verilmemiştir.[11]
Cübeyr ibn Mu'tim'in oğlu Muhammed anlatıyor: Bana,
Cübeyr ibn Mu'tim (r.a.) şöyle haber verdi: Kendisi, Rasulullah (s.a.s)'in
maiyyetinde yol aldığı ve Rasulullah, beraberinde bir takım insanlar olduğu
hâlde Huneyn (seferin)den döndüğü sırada (bir takım Bedevi) insanlar, Rasulullah'a
takılmış, O'ndan ganimet istiyorlardı. Hatta onlar, Rasulullah'ı Semure
(denilen dikenli bir) ağacın altına sığınmaya mecbur etmişlerdi de, o ağac(ın
iri dikenleri) Rasulullah'ın ridasını çekip kapmıştı. Bu sebeb-le Rasulullah
(s.a.s.) orada durmuş ve:
"Bana, ridamı veriniz! Eğer benim şu iri dikenli
ağacın dikenleri sayısınca ganimet devesi ve sığırım olsaydı, muhakkak ben,
onları aranızda taksim ederdim. Sonra sizler beni, ne bir cimri, ne yalancı,
ne de korkak bulurdunuz." buyurmuştur. [12]
Cömertlik, önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in örnek ve
güzel ahlâkındandır... Rabbimiz Allah'ın da cömert olduğunu ve cömertlik yapan
kullarını sevdiğini beyan buyuran Rasulullah (s.a.s.), ümmetine cömert ve
güzel ahlaklı olmayı vasiyet etmektedir... Cömert ve güzel ahlâklı olmak,
muvahhid mü'minin vazgeçilmez iki hasletidir...
Amir b. Sâ'd, babası Sâ'd (r.a.)'dan rivayet eder:
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyuruyor:
"Allah güzeldir, güzeli sever. Temizdir, temizi
sever. Lütufkârdır, lütufkârlığı sever. Cömertdir, cömertliği sever. Siz de
avlularınızı temiz tutun, Yahudilere benzemeyin!" [13]
İmran b. Husayn (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Allah bu dini, Zâtı için özel olarak seçmiştir.
Dininize ancak cömertlik ve güzel ahlâk yakışır.
Dikkat edin! Dindarlığınızı bu iki hasletle süsleyin! [14]
Cömert davranıp, Allah'ın kendisine bağışlamış olduğu
nimetleri Allah yolunda harcayanlar, helâl yollardan kazanıp harcadıklarının
karşılığım yedi yüz katıyla alırlar... Merhametli ve şefkatli Rabbimiz Allah,
cömert olan kulunu seviyor ve onun, kendi yolunda yaptığı infakını yediyüz katıyla
mükâfatlandırıyor... Mallarını israf etmeden ve cimri davranmadan, Allah
rızasını kazanmak için sadaka olarak sarfedenler, infak ettikleri şeyin peşinde
başa kakmayıp eziyet etmeyenlerin ecirleri Allah kalındadır.,. Onlara her
hangi bir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.[15]
Rabbimiz Allah(Azze ve Celle) şöyle buyuruyor:
"Ey iman edenler, hiçbir alış-verişin, hiçbir
dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmezden evvel size rızık olarak
verdiklerimizden infak edin. Kafirler.... onlar, zulmedenlerdir. [16]
İmam Kurtubî (r.a.), bu ayetin tefsirinde şunları beyan
etmektedir:
"el-Hasen dedi ki:
Burada infak emri, farz olan zekata dairdir. İbn
Cüreyc ve Said b. Cübeyr der ki:
Bu ayet-i kerime, hem farz olan zekatı, hem de nafile
tasadduku söz konusu etmektedir.
İbn Atiyye der ki:
Bu sahihtir. Fakat daha önce savaşı söz konusu e-den
ayet-i kerimeler ile yüce Allah'ın mü'minleri, kâfirlerin üstüne iterek
defedeceğine dair buyrukları dolayısıyla buradaki teşvikin, Allah yolunda
infakın olduğunu ortaya koyar. Bunu, ayet-i kerimenin sonunda yer alan:
"Kâfirler ise zalimlerin tâ kendileridir." buyruğu da
güçlendirmektedir. Yani canınızla, mallarınızı da infak etmek suretiyle savaşarak
kâfirlerle mücadele ediniz.
Derim ki:
Bu açıklamaya göre malların infak edilmesi bazen
vacib, bazen mendub olur. Bu ise, cihadın farz-ı ayn olması ile olmamasına göre
değişir. Yüce Allah, kullarına kendilerine verdiği rızıktan ve ihsan etmiş
olduğu nimetlerden infak etmelerini emretmekte ve kendisinde alış-verişin
mümkün olmayacağı, yapılmak istenen fakat yapılamayan her hangi bir harcamanın
telafi edilemeyeceğini bir gün gelinceye kadar infaktan uzak durmalarını
sakındırmaktadır.
Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Rabbim, beni yakın bir süreye kadar
geciktirseydin de sadaka verseydim ve salihlerden olsaydım, diyeceği günden
önce size verdiğimiz rızıktan harcayın.[17]/[18]
Rabbimiz Allah, O'nun rızasını kazanmak için O'-nun
yolunda yapılan infakı, verilen sadakayı, karşılığını kat kat vereceği
kendisine verilmiş bir borç olarak değerlendiriyor... Ve şöyle buyuruyor Allah
Teâlâ:
"Allah'a, karşılığını çok arttırma ile kat kat
arttıracağı güzel bir borç verecek kimdir? Allah, daraltır ve genişletir ve
siz, O'na döndürüleceksiniz. [19]
"Eğer Allah'a güzel bir borç verecek olursanız
onu, sizin için kat kat arttırır ve sizi bağışlar. Allah Şekûr'dur (şükrü kabul
edip çok ihsan edendir), Hâlim'iiir (cezayı vermekte acele etmeyendir). [20]
Allah'ın katında sevilen cömert mü'minler, Allah
yolunda sevdiklerinden infak edip iyiliğe (Birr'e) kavuşanlardır... Allah'ın
verdiği nimetler, mal-mülk olur, servet ve maddi imkân olur, faydalı ve hayırlı
ilim olur... Hangi nıü'min müslümanda bu nimetlerden hangisi varsa, muhtaç
olanlara vermesi ve bu konuda cimrilik yapmayıp, cömert olması gerekir...
Şöyle buyuruyor Allah Teâlâ:
"Sevdiğiniz şeyden infak edinceye kadar asla
iyiliğe eremezsiniz. Her ne infak ederseniz, şübhesiz Allah, onu bilir.[21]
Cömert mü'minlerin örneği ve Öncüsü olan en hayırlı
nesil Ashab-ı Kiram (Allah, cümlesinden razı olsun), bu ayet-i kerime inzal
olduğu zaman nasıl itaat edip hemen uyguladıklarını bir örnek ile beyen
edelim...
Enes b.Malik (r.a.) anlatıyor:
Ebu Talha, Medine'de hurmalık mal yönünden En-sar'm en
zengini idi. Kendisinde malların en sevimlisi de, Biruha (denilen bostan) idi.
Biruha, mescidin karşısında idi. Rasulullah (s.a.s.) de, Biruha'ya girer ve
onun içindeki güzel sudan içerdi.
"Siz, sevdiğiniz şeyden infak edinceye kadar asla
iyiliğe eremezsiniz..[22]ayeti
indirilince, Ebu Talha kalktı da:
Ya Rasulullah, şübhesiz Allah:
"Siz, sevdiğiniz şeyden infak edinceye kadar
iyiliğe eremezsiniz..." buyuruyor. Mallarımdan bana en sevimli olanı
Biruha'dır. Biruha Allah için sadakadır. Ben, bu sadakamn hayrını ve Allah
katında bunun ahiret zahiresi olmasını umarım.
Ya Rasulullah, bu bostanımı Allah'ın sana gösterdiği
uygun bir yere sarfet! dedi.
Rasulullah (s.a.s.):
"Bu, ne kadar büyük ve hoştur. Biruha, sahibine
kazanç getiren bir maldır. Ben, senin dediğini işittim. Ben, bu bostanı
hısımların arasında bölüştürmeni ve onlara vermeni uygun görüyorum."
buyurdu.
Ebu Talha:
Ben de böyle yaparım ya Rasulullah, dedi.
Akabinde Ebu Talha, o bostanı, kendi hısımları ve
amcaoğullan arasında taksim etti.[23]
Allah, kendi yolunda infak edene, infak ettiği şeyin
yerine yeni bir rızık verir... Mü'minler, hayır olarak her ne infak ederlerse,
dünyada da, ahirette de kendi faydaları içindir... Dünyada yaptıkları sadaka,
onların mallarını asla noksanlaştırmadığı gibi ayrıca Allah'ın izniyle
bereketlendirir... Ahirette ise, yediyüz katı sevab ile karşılanır ve cennet
nimetleri ile nimetlendirilir...
Şöyle buyurur Rabbimiz Allah:
"De ki: 'Şübhesiz benim Rabbim, kullarından rızkı
dilediğine genişletip yayar ve ona kısar da. Her neyi infak ederseniz, O
(Allah), yerine bir başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.[24]
"Allah yolunda her ne infak ederseniz, size
noksansız olarak ödenir ve siz, haksızlığa uğratılmazsınız.[25]
"Hayır olarak her ne infak ederseniz, kendiniz
içindir. Zaten siz, ancak Allah'ın hoşnudluğunu istemekten başka (bir gaye
ile) infak etmezsiniz. Hayırdan her ne infak ederseniz -haksızlığa (zulme)
uğratılmaksızın- size noksansızca ödenecektir.
[26]
Muvahhid şahsiyet, dünya hayatında cömert davranıp yaptığı
iyilikler ve verdiği sadakalar, onun kendisinden önce ahirete göndermiş olduğu
malıdır... Ve cenneti, bu cömertçe Allah yolunda sarfetmiş olduğu mal ve
gerektiğinde seve seve feda edeceği can ile satın almıştır. [27]
Abdullah ibn Mes'ud (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.):
"Hanginize mirasçısının malı, kendi malından daha
çok sevimlidir?" diye sordu.
Sahabîler:
Ya Rasulullah, bizden her bir kişiye muhakkak kendi
malı daha sevimlidir, dediler.
Rasulullah (s.a.s.):
"Çünkü kişinin kendi malı, ölümünden önce hayır
yolunda harcayıp önden gönderdiği malıdır. Mirasçının malı da, kişinin hayra
sarfetmeyip ölünceye kadar geri bıraktığı malıdır." buyurdu. [28]
Katıksız iman sahibi olan müttakî mü'minler, cömertlik
ile aynîleşmiş olan kişilerdir... Cömert kişi, Allah'a yakın ve Allah'ın
affettiği kâmil bir kuldur...
Cabir (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah
(s.a.s.):
"Allah (c.c), geçmiş ümmetlerden bir adamı mağfiret
etti. (Bu adam), satarken cömert, satın alırken cömert ve hakkını isterken
cömert idi.[29] Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)şöyle buyurdu: "Cömert kişi, Allah'a yakın, cennete
yakın, insanlara yakın ve cehennem ateşinden uzaktır.
Hasis insan, Allah'dan uzak, cennetten uzak, insanlardan
uzak ve cehennem ateşine yakındır.
Cömert cahil, ibadet eden cimriden Allah'a daha sevimlidir. [30]
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle
buyurdu: "Cimri ile infak eden cömert kişinin meseli, üzerlerinde
memelerinden köprücük kemiklerine kadar demirden birer zırhlan bulunan iki
kişinin meseli gibidir.
Cömert kişi, infak etmeye davranınca, muhakkak demir
zırh cildi üzerinde tâ ayak parmaklarını örtecek ve ayak izlerini silecek kadar
uzar, yahud bollanır.
Cimri kişiye gelince o, herhangi bir şey infak etmek
isteyince muhakkak demir zırhın her bir halkası kendi yerine yapışır. Cimri
kişi bu dar zırhı genişletmeye çalışır, fakat o genişlemez.[31]
İslâm'da en hayırlı hareketin, cömert olup muhtaç
olanlara yardım ederek yemek yedirmek ve toplumsal bansın sağlanması için iyi
ilişkilerin kurularak selâmın yaygın hâle gelmesidir... İnsanlarla
yardımlaşmak ve selâmlaşmak, toplumsal barışı ve huzuru sağlar... Bu barış ve
huzuru en iyi ve devamlı sağlayan hayat nizamı ise, İslâm'dan başkası
değildir...
Abdullah b. Amr (r.a.)'dan.
Bir kimse, Rasulullah'a:
İslâm'ın en hayırlısı hangisidir? diye sordu.
Rasulullah (s.a.s.):
"Yiyecek yedirmen, tanıdığına ve tanımadığına selâm
vermendir." cevabını verdi. [32]
"İhsanın karşılığı ihsandan başkası mıdır? [33]diye
buyuran Rabbimiz Allah, insan kullarının infak etmesi sebebiyle kendilerine
infak edip azıklarını bereketlendirir...
Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah
(s.a.s.):
"Allah:
Ey Ademoğlu, sen infak et, Ben de sana infak edeyim!
buyurdu.[34]
Cömertd olana, cömert davramlır!..
Ve Allah, cömert olan salih kullarını sever... O
mü'min ve müttakî kullar ki, cömertçe davranmalarından dolayı yaşadıkları
toplumda huzuru sağlıyor ve insanlar arası ilişkilerin düzenli olmasına katkıda
bulunuyorlar... Ferdlerin ve toplumun ıslahına uğraşan ve ıslah çabasında İslâmî
ölçüye dikkat eden müttakî mü'minlerin varlığı bir ilâhi nimettir... Onların
cehd ve gayretlerinden dolayı sapmışlar, dosdoğru yola giriyor, gafiller
uyanıp kendine geliyorlar... Gerek aile ferdleriyle, gerek komşuları ve mesai
arkadaşlarıyla iyi ilişkileri sürdürenler, toplumsal barışı sağlayabilirler...
Alış-verişlerinde adil ve cömert olanlar, toplum içinde örnek şahsiyetlerdir...
Kendilerine düşen kulluk vazifelerini yerine getiren muvahhid şahsiyetler,
Allah'ın sevdiği kâmil kullardır...
Ebu Hüreyre (r.a.)'m rivayetiyle şöyle buyuruyor
Rasulullah (s.a.s.):
"Allah, satması cömert, satın alması cömert ve
hakkını isterken cömert olanı sever. [35]
Ne mutlu o muvahhid mü'mine ki, cömertlik onunla
aynîleşmiş ve o, cömert olmada örnek bir şahsiyet olmuştur...
[1] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Edeb, B.39, Hds.62. Sahih-i
Müslim, Kitabu'l-Fedail, B.l 1, Hds.48. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Cihad, B.15,
Hbr.1740.
Sünen-i İbn Macc, Kitabu'l-Cihad, B.9, Hbr.2772.
[2] Sahih-i Buhârî, Kitabu's-Savm, B.7, Hbr.12.
Kitabu'1-Edeb, B.23, Hbr.61.
Kitabu Fedaüi'l-Kur'ân, B.7, Hbr.18.
Bed'i'l-Vahy,B.l,Hbr.5. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Fedail, B.12, Hbr.50.
İmam-ı Tirmizî, Şemail-i Şerif, Sh.141, 13. bölüm, Hbr.306/10. Sünen-i Neseî
Kitabu's-Sıyam, B.2, Hbr.2097-2098. Kadı lyaz, Şifâ-ı Şerif, çev. Suat Cebeci,
Ank. 1992, Sh.91.
[3] Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B.10, Hbr.60. Kadı lyaz,
Şifâ-ı Şerif, Sh.92,
[4] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Edeb, B.35, Hbr.63. Sahih-i
Müslim, Kitabu'1-Fedail, B.14, Hbr.56. Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B.7, Hbr,71.
İmam-ı Tirmizî, Şemail-i Şerif, Sh.141, 13. Bölüm,
Hbr.305/9. Kadı Iyaz, Şifâ-ı Şerif, Sh.90.
Abdurrahman ibnü'l-Cevzî, El-Vefa Bi Ahvali'1-Mustafa - Ashabın
Dilinden Peygamberimizin Hayatı, çev. Dr. Taceddİn Uzun, Konya, 1992, Sh.374,
Hbr.758.
[5] îsra,17/29
[6] Furkan,25/67
[7] İmam Gazali, İhyâu Ulumi'd-Din, C.3, Sh.573-574.
[8] İmam-ı Tirmizî, Şemail-i Şerif, Sh.141, 13. Bölüm,
Hds.308/12 Kadı Iyaz, Şifa-ı Şerif, Sh.91.
[9] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Fedail, B.14, Hbr.58.
Ebu'ş-Şeyh el-İsbehânî, A.g.e. Sh.51.
Kadı Iyaz, Şifâ-ı Şerif, Sh.91.
Abdurrahman ibnü'l-Cevzî, A.g.e. Sh.374, Hbr.760.
Ayrıca Bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned. C.3, Sh.175, C.6, Sh.130.
[10] İmam Hafız el-Munzirî, A.g.e. C.2, Sh.286, Hds.5. İmam
Ahmed b. Hanbel'den.
[11] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Edeb, B.51, Hds.71. Sahih-İ
Müslim, Kitabu'z-Zekat, B.42, Hds.124.
[12] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Cihad ve's-Siyer, B.24,
Hds.36.
Kitabu'l-Humus, B.19, Hds.55. Ebu'ş-Şeyh el-îsbehânî, A.g.e. Sh.54.
Abdurrahman İbnü'l-Cevzî, A.g.e. Sh.375, Hds.761. Aynca bkz. Ahmed b. Hanbel,
Müsned, C.2, Sh.184, C.4,82 ve84
[13] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-İsti'zan ve'1-Adab, B.74,
Hds.2950.
İmam
Suyutî, Camiu's-Sağir Muhtasarı,
C.l, Sh.468,
Hds.1000(1748), Sh.462, Hds.986(1722). İbn Adiyy, el-Kâmil'den, Sh.463,
Hds.987(1723). Beyhakî, Şuabu'l-İman'dan. Bkz. Münavİ, Feyzu'l-Kadir, C.2,
Sh.239, Hds.1748.
[14] İmam Suyutî, A.g.e. C.l, Sh.450, Hds.964(1681).
Taberânî,
Mu'cemu'l-Kebir'den.
İmam Hafız el-Munzûrî, A.g.e. C.5, Sh.229, Hds.21.
Taberânî,
Evsat'ta ve Esbehânî'den.
Bkz. Münavi, Feyzu'l-Kadir, C.2, Sh.2O9, Hds. 1681.
[15] Bkz. Bakara, 2/261-262
Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Cihad, B.45, Hds.3172. Ahmed b. Hanbel, Müsned,
C.4, Sh.345-346.
[16] Bakara, 2/254.
[17] Munafikun,63/10
[18] İmam Kurtubî, A.g.e. C.3, Sh.474.
[19] Bakara, 2/245.
[20] Teğabûn, 64/17.
[21] Âl-i İmrân, 3/92.
[22] Âl-i İmrân, 3/92
[23] Sahih-İ Buhârî, Kitabu't-Tefsir, B.57, Hds.75. Sahih-i
Müslim, Kitabu'z-Zekat, B.14, Hds.42-43. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'z-Zekat,
B.45, Hds.1689. İmam Malik, Muvatta', Kitabu's-Sadaka, Hds.2.
[24] Sebe, 34/39.
[25] Enfal, 8/60.
[26] Bakara, 2/272.
[27] Bkz.Tevbe,9/lll.
[28] Sahih-i Buhârî, Kitabu'r-Rikak, B.12, Hds.29. Şünen-i
Neseî, Kitabu'l-Vasiye, B.l, Hds.3594. İmam Buhârî, Edebii'l-Müfred, B.81,
Hds.153.
[29] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-Buyu, B.74, Hds.1336.
[30] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Birri veVSıla, B.40,
Hds.2027. Seyyid Mansur Ali Nasif, Tâc Tercemesi, C.5, Sh.125, Hds.242. Beyhakî
ve Taberânî'den.
[31] Sahih-i Buhtrî, Kitabu'z-Zekat, B.29, Hds.46.
KitabıTl-Libas,B.9,Hds.l6. Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zekat, B.23,
Hds.75-77. Sünen-i Neseî, Kitabu'z-Zekat, B.61, Hds.2537-2538.
[32] Sahih-İ Buhârî, Kitabu'1-İman, B.5, Hds.5.
Kitabu'l-İşti'zan, B.9, Hds.9. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B.14,
Hds.63. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B.142, Hds.5196. Sünen-i İbn Mace,
Kitabu'l-Et'ime, B.l, Hds.3253. Sünen-i Neseî, Kitabu'1-İman, B.12, Hds.4967.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Et'ime, B.43, Hds.1916.
[33] Rahman, 55/60.
[34] Sahih-i Buhârî, Kitabu'n-Nafakat, Hds.l.
Kitabu't-Tevhid, B.36, Hds.121.
Kitabu't-Tefsir, B.159, Hds.204. Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zekat, B.l 1,
Hds.36-37. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Kefâre, B.15-, Hds.2123.
[35] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-Buyu, B.74, Hds.1335.